Şeref ve Dindarlık - 2
Lahey’de bir Filistinli yaşlıya arkadaşım sormuştu: “Size yardım eden ülkeler var mı? Türkiye ediyor mu?” Yaşlı; “Türkiye etmiyor. Hiçkimse doğru dürüst etmiyor. Sadece İran yardım ediyor.” Sonra devam ederek; “Ama ben İran’dan nefret ediyorum. Çünkü Şiiler, ... sahabeyi sevmiyorlar.”
Gazze olayları gösterdiki İslam coğrafyasındaki kötülük ve önyargı fabrikasının büyük bir çarkı da hala mezhepçiliktir. Günümüzde İslâm ümmeti içerisinde “nefret kazanını kaynatanlar”ın epey kısmı onlardan oluşuyor.
Konumuz yaşlı Fisiltinli değil, konumuz; umum şereften mahrum bir dindarlık geliştirmiş olmamız.
Dincilerdeki nefretin ve kinin büyüklüğü; yalana, iftiraya ve fitneci davranışlara sebep olduğundan, ümmet alarm vermektedir. Bu 1400 yıldır biriktirilmiş kirli dinci çöplük; sadece kokmamakta, aynı zamanda ara ara patlamaktadır.
Ne olursa olsun, nefretle yaşamak; ağır ve kirli necis yükle dolaşmak gibidir. Yük berbat, koku çirkef.
Mademki fiiliyatta mümin kardeş olamıyoruz, bu durumda bize düşen, şerefli birer düşman, şerefli Şiî-Sünnî, şerefli Kürt-Türk-Arap..., olmaktır.
Peki şerefli bir düşman nasıl olunur, biraz ona bakalım:
Şerefli düşman odur ki, kalemini hayin bir hançer gibi kullanmasın. Empati yapabilsin. “Onların yerinde olsaydım ne yapardım?” Mertçe “...falan konuda bu düşmanım da haklıdır”, diyebilsin. Saygın alim İmam Şafiî gibi; “Hak, benim ağzımdan da, düşmanımın ağzından da çıksa, bunu önemsemeden kabul ederim” desin. Her doğru fikre ve her bir hataya kılıf bulmasın.
Şerefli düşman odur ki, arkadan saldırmayı, düşmanının olmadığı bir tartışma programına katılmayı zûl bilsin (adı önemsiz, onlarca büyük TV kanalı, hatta devlet kanalı Şiiler hakkında program yapar ama tek Şii çağrılmaz. Bunu Selefîler’e yada başkalarına karşı da yapıyorlar. Elbette bunlar da şerefli işler değil.)
Onurlu düşman odur ki, mert ve alicenaplığı karşısında şapka çıkarılsın. “Kemâl odur ki, sadece dost değil, düşman da onu takdir etsin.” Bunun için İmam Âlî’nin Sıffın’da suyu kesen azgınlar karşısındaki tavrı ve Cemel’de yaptıklarını hatırlamak yeterdir.
Şerefli düşman odur ki, hasmının delillerini tam ve abartısız verebilsin. İşine gelmeyen kanıtları hemen es geçmesin, halı altına süpürmesin. Binlerce kitap ve hutbede Can Peygamber’in (s.a.a.) “Benden sonra iki şey’e uyun ki sapıtmayasınız: Kur’ân ve Ehl-i Beyt’im.”[1] Sahih hadisini sırf Şiiler var diye (“Kur’ân ve Sünnet” şeklinde) değiştirmesin. Diğer ehli kitap gibi kendi Peygamber’inin sözlerini bozmasın. Cemaatçi veya mezhepçi onuru bırakıp, doğruya doğru demek ve muhatabının doğrusuna uymak gerekir.
Şerefli düşman odur ki, “Mezhebî ego boşalması” ile “tenkitçilik hastalığı”na düşmesin. “1256 yılında Şii vezir Alkami, Moğallar’ı Bağdat’a davet etti. İşte tüm Şiiler böyle hayindir” iftirasını 800 yıldır dillendirirken, kendi mezhebindeki –hatta devlet başkanı seviyesindeki- yüzlerce ihaneti es geçmesin. İlla yazacaksa Tramp’ı davet eden ispatlı hayin Sünni liderleri de yazsın (ki bunlar gerçek Sünnî olamazlar. Çünkü şerefli Ehl-i Sünnet böyle olmaz).
Özellikle de “Tramp’la konuşan, trilyon para veren Suud kralı değil de Ayetullah Hameney olsaydı, neler neler derdik, bin yıl konuşurduk; Şiiler ispatlı hayindir”, diye bir düşünsün.
Şerefli düşman odur ki, münazara adıyla “intikam lezzeti”ne düşmesin. Yazarken de hitap ederken de kendisine, “Edep Ya Hu!” denilmesin. "Edipler edepli olmalı." Ehl-i sâlât olan ve edebi ile tanınan âlim insanlara, sırf mezhebi yüzünden; “Cahil, Eşek, Râfızî, Yahûdî Eşeği”[2] veya kendisi aleyhine de “Şeyhu’l küfr”[3] denilmesin. (Ki biz, bazılarının; “Şeyhu’l İslâm dedikleri kâfir İbni Teymiyye” gibi hakaretlerin de doğru olmadığına inanıyoruz.)
Onurlu düşman odur ki, fikir kitabına, hakaret edebiyatı sokmasın. Bu minvalde Şirazîler denilen İngilizci Şiacılar, kardeşleri Sünnîleri rezil etmek için gayret ededursunlar, öte taraftan da İbni Teymiyye gibiler de kardeşleri Şiîleri; yenmek, rezil etmek, alay etmek, küfr etmek ve yok etmek üzerine bir yazım üslubu sergilemiştir.
“Kusur bulma sanatı” ise asla doğru değil. Şerefli düşman odur ki, hizipçi geviş getirme ile işi gücü kusur bulup servis etmek olmasın. Yaş ile kuruyu aynı torbaya koymasın. Hayrı ve doğruyu da görsün. Düşmanın günahını anlatırken, meziyetine de değinsin.
“Takdir etmesini bilmeyen tenkit eder.” [4] Şerefli düşman odur ki sizi tenkit ederken; üstünlük taslama/faziletfuruşluk yapmasın. “Ego boşalması”na girmesin. Yani işe, benliğini sokmasın. İçinde “ahlakî akıl” olsun. Ehl-i Beyt’in nuru İmam Rıza gibi desin: “İnsanlara muhabbet beslemek, aklın yarısıdır.”
“Kinde cömert olmak”, düşmanlığı yaymaktır. Bir alimimiz diyor: “Âlî bin Ebu Talib’i, Abdurrahman b. Mülcem adlı bir harici öldürdü. O, (İbni Mülcem) insanların en âbidlerinden ve ilim ehlinden idi.”[5] Öte yandan Hz. Âlî; “Doğru sözlü ve doğruları konuşan Peygamber bana haber verdi ki, bu ümmetin en şerlisi beni şehadete ulaştıracak.” Mağdurun çizdiği tablo ile bizim alimimizin çizdiği çok farklı. Zahiri birkaç alamet ve ezber bazı bilgiyle, İbni Mülcem nasıl en abid ve âlim olabilir? İhtilaf ahlakında, Şiîlere vurmak adına Hz. Âlî’yi ve umum tüm Müslümanları incitmek doğru olur mu? Bu suçluyu da övmek değil mi? Onurlu bir insan böyle yorumlar yapar mı?
Özellikle de şerefli düşman odur ki, hizbini güçlendirmek adına, din ve ümmet kardeşliğini zayıflatmasın. Mezhebini din yerine koymasın. Din ilahi, mezhep ise beşerîdir. Tanrı din kurar, mezhep değil, buna yakîn etsin.
Öte yandan, duruma bakılırsa Yemen, Hizbullah, İran gibi yapıların fedakarlığı karşısında “araştırmadan ezberden duymak, az anlamak ve çok mahkûm etmek”, asıl ilkemizdir: “Şiîler, tarih boyunca İslâm düşmanlarını desteklediler. Asla tek kâfir toplulukla savaşmadılar.” “Şiîler, Bağdat’a Moğolları davet ettiler.” “Şiîler, içimizdeki Yahûdîler gibidir. Yahûdîlerle danışıklı dövüşürler.” … Oysa bunların iftira ve abartı olduğunu kitap yazacak kadar biliyoruz. (Öte taraftan; “Selefîler daima Müslümanlara musallat olurlar, İsrail’e hep dostturlar” şeklindeki genelleme veya mubalağa sözleri de cabası. Biz şeref adına, bu genellemeci edebiyata da karşı olmalıyız. Elbette herkesin hataları var. Ama iftiraya veya mubalağaya ne hacet!)
Uysal adalet, adalet değildir. Kişinin sevmediği birine karşı adil olması, sevdiklerine karşı adil olmasından daha kıymetlidir. Adaletli yorum yapmamak da “işte bunlar zalimlerdir” ayetlerine muhatap olmaktır.
Tarihin, tüm dinlerin ve tüm sağduyu ehlinin ana ilkesi; “başkalarına size davranılmasını istediğiniz gibi davranmanız”ı öğütleyen ahlakî ilkedir.
Kant dermiş: "Düşmanınızın bile saygıyı hak ettiği an, insanlığın zaferidir."
Hülasa edersek: Bu “duygu sağırlığı” içinde kardeş olmak, şu an bize çok uzak, bir ütopya.
Mademki biz müslümanlar kardeş olamıyoruz, bari onurlu birer düşman olalım. Çünkü şerefli düşman, şerefsiz müslüman kardeşten daha evlâdır. Vesselam. (Selahattin Çelik)
[1] "Sekaleyn" hadisi en az 16 Sünni kaynaktadır: Sahih-i Müslim, Kitab-u Fezail-i Ali ibn-i Ebi Talib, 2- Sahih-i Tirmizi,...
[2] Bunlar maalesef İbni Teymiyye’nin “Minhâc “eserinde çok defa geçiyor. Bunları ilmi ve ahlakı ile meşhur Allame Hillî için diyor.
[3] Günümüzde bazıları İbni Teymiyye için söylüyorlar.
[4] M. Ali Kaya, https://www.yeniasya.com.tr/m-ali-kaya/tenkit-hastaligi_392857
[5] İbni Teymiyye, Minhâcu’s-Sünne, c.5, s.47











