Hakikat ve Üslup
Ahmak bir doktor, hastaya ilaç tarifi verir: “Bir fare kafası kadar iki kelenceb bitkisi al. Bir şiringa su ile al yoğur, taki balgam gibi oluncaya kadar. Sonra da bunu al ve iç.” Bu anlatım tarzı üzerine hasta tiksintiyle kalkar ve doktora; “Allâh senin gibi doktora lanet etsin. Öyle bir anlattın ki dünyadaki tüm ilaçlardan tiksindirdin.” (İbnu’l Cevzî, Kitâbu’l Hemkâ’dan)
Doğrusu, sosyal medyada doktorluk taslayan müslümanları dinleyen milyonlarca insan (hassaten gençler), bizden de ve dinden de nefret etmeye başladı. “İnsanı İslâm’dan soğutan saçmalıklar” diye arayın, önünüze binlerce münasebetsiz paylaşım ve tartışma gelecektir. Hakikate giden yol, bu kadar necis söz ve davranışla kirletilemez.
Son birkaç yıldır, fikir ve inanç camiasında cereyan eden internet merkezli kirli-puslu bir hava var. Yüzbinlerin “yorum enflasyonu” –doğrusu hakaret ve atış bolluğu- içinde, göz gözü görmüyor. Görecek gözler de sorunlu. Sağır duygular ve kalpten kalbe ulaşmayan yollar da cabası.
Daha ötesi, kimi zaman “iftiranın konfor alanında yaşayan” abdestli bizler, haddi aştık doğrusu. Bizdeki “üslupta tiranlık”; siyah beyaz düşünmek, ötekini süper cahil yapmak, “fikir baltası” sallamaktır.
Sosyal medyada bir ölçü yok; yaş, zaman, mekan, ilim, ahlak... yok. Meşhurdur ki Platon, “Devlet” adlı yapıtında; akılca ve ruhça zayıf olanlara tartışmayı yasaklamış. İlim deryasındaki dalgalar; ruhen zayıf, ahlaken döküntü, ilmen az ve hayaten tecrübesiz gemiler için uygun değildir.
Zavallı insanlarımız hassaten gençlerimiz, kime ve neye inanacaklar? Piyasada bizim gibilerden müteşekkil allâme-î cihân enflasyonu var. Gerçekten de bilgi çok, kitaplar dolu. Hatta daha ötesi; bir hayli de sahte peygamber ve Mehdimiz var.
Hepimiz, her şeyi bilenleriz. Yorum yaparken; “Ben bilmiyorum, Allâh daha iyi bilir. Belki de bu yorumum hakikate uymuyor” diyen hemen hemen yok gibi. “Bizimle din kurulmaz. Dini kâmil insanlardan alın” diyen tartışmacılar ise nadirâttan.
Sonuçta hak ve batıl, birbirine dolanmış bir yumak. Kim açabilir?
Bence asıl sorun, bilgi dolanması da değil. Konu ilim değil, asıl “ahlaki zemin” kaygan ve kirli. Şahsiyet (pedagojik) krizindeki insanlarımız, bu kördüğümü açamazlar. “Bataklıkta haritaların faydası olmaz.”1 İyilik ülkesine kötü ve çirkin bir kalple de gidilmez.
Enaniyet, çirkin üslup ve bağırışlar, fikirlerin yüzünü kapar. Sağlam gözler dahi çare değil.
Dini dalaşmalar çok tehlikeli.
Büyük âlim Gâzâlî diyormuş: “(Yerli-yersiz) Yorumun bol olduğu yerde, (zavallı) avam ameli ve ibadeti terk eder.”
Zavallı yaşlı acuzelerin beynini dahi bozmuşuz: “Evladım ama bazıları ölüye Kur’ân okunmaz diyorlar” diye konuşmaya başladılar. Kur’ân okumalarına dahi engel olmaya başladık.
Peki, ama bu malum çirkin üslup kaosundan, hatta ego savaşından; bir “İslâmî kozmos” yani Hak Muhammedî düzen ve hakikat çıkacak mı? Dinsel hakikat ve fikir safiyeti gerçekleşir mi?
Cevabımız; çıkmaz, çıkmıyor ve çıkmayacak (elbette bu şartlarda).
Hakikat, böyle bir çirkin formda norma dönüşmez.
Dini bilgiden önce, “edep ve şeref”... vesselam. (Selahattin Çelik - Hürseda Haber)
1. Z. Bauman











