“AtaKÜRT” olma yolunda; Öcalan
“Mağlup toplumların tanrısı”, Yarı Tanrı olmak zorundadır.
Özellikle ezilen halklarda, milliyetçilik fikri ve devlet kurma amacı; öyle bir sürükleyicidir ki, sizin ırkınıza yardım eden kim olursa olsun başınızın tacı olur, Şeytan yardım etse, ona da rahmet okutursunuz.
Hassaten kavmiyetinize yardım eden yada bedel ödeyen, karizmalı bir İblis olsa, onu lider yapar, kırmızı halı serersiniz. Ne amaçla olursa olsun, farketmez. Yeter ki sizin gibi ezilenlere yardım etsin.
Dobra olmak gerekirse, Müslümansanız; “Baş Tanrı” diye Allah’a namaz kılar, Kürtçülük yada Türkçülük uğruna, kendine “Yarı Tanrı” diyen kurtarıcılara uyar, secdesizce de olsa, fikir ve oylarla taparsınız.
Biraz daha dindarsanız, Gece Namazında Kâbe’ye döner, ama ruhunuzla da ırkınıza ve Yüce Liderlik’e abd olursunuz. Günün her saati, ırkınızla ilgili haberlere odaklanırsınız. Davanızın her açıdan meşru olduğuna hükmedersiniz.
Biz mazlumuz ya, herşey caiz olur bize! Yeterki Türklüğümüze veya Kürtlüğümüze yardım etsinler.
Çünkü “Milliyetçilik” tatlı bir uyuşturucu olduğundan, farkına varamayacak kadar da uyuşmuşuzdur.
***
İmralı’daki “Yarı Tanrı”nın, (Prometheus’un) söyleyeceğini merak ediyoruz bir aradır. Zeus adlı Baş Tanrı yani “Devlet Tanrı”, malum “Yarı Tanrı”yı hapse atmıştı. (Hatırlayalım: Yunan mitolojisinde zincirlenmiş tanrı Prometheus'tu. İnsanlara ateşi verdiği için Zeus tarafından bir kayaya zincirlenmişti.)
“Hapisteki Prometheus Apo” ne demişti bir zamanlar: “Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum.” Bildiğim kadarıyla, M. Kamal dahi “Yarı Tanrı oldum” demiyordu.
Zaten Kürtler’in, bir bu Yarı Tanrı’sı eksikti. Mütevazi Şeyh Saidler yoksa, kibir abidesi Apolar vardı artık.
Ama ne olursa olsun zincirlerinden kurtulan Prometheus, er geç çıkacak ve Baş Tanrı Devlet’i de yenecekti. En azından Kürtçü kardeşlerimiz bunu umuyorlar.
Bahçeli'nin 'Kimse gitmezse İmralı'ya ben giderim' söyleminin, son adımının, Büyük AtaKÜRT’e dönüşeceğini iddia ediyoruz.
Normalde ve pratik siyasetteki etkisi azalmış, sembolik olmuş ve karizması da "mumyalanmış" iken, bu mumyayı defalarca yeniden yeniden zoraki uyandırmaktadır Devlet.
Bu aşamada T.C. ve Bahçeli de (bence) bilmeden Büyük AtaKÜRT’e yardım etmektedirler.
Devlet’teki çaba ve niyet; ister tilkilik, isterse de koyunluk olsun, sonuçta Kürt halkını laik, seküler, sosyalist bir önderliğe mahkum etmektir.
Belki de mecburdurlar. Çünkü bu Ulus Türkçüler, zoraki şartlar olmazsa, Kürtler’e haklarını ver/e/mezler. Bu gayri insani ve gayri Muhammedî kafayla yapmazlar. M. Kamal de yapmadı. “Zülüm eken isyan biçerdi.”
Belki de mecburdurlar: “Koyunlaşmanın inanılmaz huzuru” içindeki Müslümanlar da Kürtler’e kardeşlik yapamaz. Semirmiş “kapitalist Müslümanlar”, kardeşlerini değil, göbek yağlarını düşünmektedirler.
HÜDAPAR gibi samimi olanlar ise ne derlerse desinler, miliyetçileşmiş Kürt ve Türk toplumlarında kâle alınamazlar. Gözler yeterince meşgul; günüller, kâfi miktar da kaygan.
Sistem taraftarları, belki de mecburdurlar. Çünkü Müslüman olduğunu söyleyen ekser Türkler iyice kavmiyetçi saplantılara girdiklerinden, İslâm kardeşliğini de heba etmekte ve İslâm’ın ve fıtratın verdiği hakları –Kürtler’e- çok görmektedirler. Öte yandan Megoloman[1] Apo da, bunlardan faydalanır, bize ve inancımıza saldırır; “Ucuz İslâm kardeşliği[2]” der ve alay eder.
***
En Büyük Kürt; “AtaKÜRT” olma sürecini anlamak için “AtaTÜRK” olma sürecini sosyolojik olarak anlamak gerek:
Mustafa Kamal’in “Atatürk” olma süreci; "kurtarıcı" olarak sunulması, toplumsal bir kriz anında karizmatik otorite figürünün ortaya çıkışı ile belirir. Bize göre “AtaKÜRT” olma sürecindeki Megoloman Öcalan için de, bu yol ve zemin açılmaktadır.
“Atatürk” olma süreci dini kurumların çözülme sürecinde yaşandı: Laik devlet ve zihniyet sağlanmadıkça “AtaTÜRK” olunamazdı. Öcalan da ve onun hareketi de aynı bu laik yolun yolcusudur. Yarı Tanrı Öcalan, “Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması” isimli kitabında dermiş: "Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtler’in Allah'ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım."
“Atatürk” olma süreci, esaslı bir kültürel dönüşüm demektir. İster kapitalist, isterse Sosyalist olsun, bir dönüşüm gereklidir. “AtaKÜRT” ile zaten Kürtler’de bir “kültür fuhşiyatı” yaşandı. Çokça övülmeyi hak eden “Kürt namus kültürü” bugün ayaklar altındadır. “Kimsenin namusu değiliz” pankartları, bize çok şey anlatır.
Unutmayalım ki “Atatürk” olma süreci “aydınlanmacı despotizm” ile başladı. Halka rağmen, halk için inkilaplar yapıldı. Apo’nun farkı o ki, daha devlet kurmadan bu süreci başlatmıştır. Bu anlamda daha bir mahir gibidir.
Devlet olmaya giden süreçte AtaTÜRK olundu: O, gerçek-sahte, "tam bağımsızlık" ve "ulus devlet" temelinde yeni bir sosyal ve siyasi proje önerdi. Öcalan, elbet bunu gerçekleştiremedi. Ama Suriye üzerinden onun hedefi sağlanacak olsa, o zaman, başaracak (bize göre).
Esasen “Atatürk” olma projesi, kaybedilen kolektif Türkçü onuru geri kazanmaya ve yeni bir "biz" bilinci (Türk ulusu) inşâ etmeye yönelikti. Öcalan da kesinlikle “Kürt ulus onurunu” evrensel çapta inşâ etmek ister. “Barış Süreci” gerçekleşirse, bir kazanımı da bu olacak gibi.
Bize göre milliyetçilik endorfinini alan Kürtler de Öcalan’ı “AtaKÜRT” yapmaya çoktan hevesli. Gerçekten de milliyetçileşmiş Kürtler’de bu sertlik, aldanmışlık ve bilgisizlik fazlasıyla mevcuttur.
“Atatürk” radikal toplumsal mühendislik hamleleriyle bu karizmatik otorite, geleneksel düzenden kopuşu sağlayarak yeni, modern ve rasyonel bir düzeni kurumsallaştırdı. “AtaKÜRT Öcalan” da Kürtler içinde karizmatik liderlik sergiliyor. O, Partisi (ve modernite) tüm İslâm ve Kürt geleneksel düzenini değiştiriyor.
Normalde ilk yakalandığında kendini rezil edecek kadar, Kürtler’i de çileden çıkaracak kadar zelil bazı sözleri vardı onun. Ama tüm bunlar olmamış gibi ona şu an bir “onur” bağışlanmaktadır. Ne demişti yakalanınca: “Türkiye`ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz ederim...” “Kendimi her Türk'ten daha iyi Türk gibi hissederim...” “Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür, güce tapar." "Büyük Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek acılarımı biraz olsun hafifletecektir."...
Öyleyse Öcalan’ın "Kürtler’in AtaKürt'ü" olarak tanımlanabilmesi için;
-Laik bilinç ve önderlik anlayışı, Kürtler’de kahir kabul görmeli.
-Kürtlerin iyice milliyetçi kıvama gelmesi sağlanmalı.
-"Karizmatik otorite"nin "kurumsallaşarak" kalıcı yapılar yaratması, (Suriye’de devlet olması gibi. Çünkü Türkiye’deki Kürdistan hedefi şimdilik ertelendi.)
-Hafızalardaki malum eski Apocu kıyım ve zulümler unutturulmalı. Tersine, akan kanlar, meşru ulusal kurtuluş için harcanan emek, olarak benimsenmeli ve Kürt kimlik hakları kabul görülmeli.
-Öcalan uluslararası sistemce muhatap alınmalı. Bunun yolu zaten Türk Devleti tarafından atılıyor. Dünya ve Batı ise fazlasıyla buna heveslidir.
-Ve bu bağlamda Öcalan'ı bir "birleştirici ortak payda" olmak rolü biçilmeli. Bunu da Devlet ve Devlet Bey yapacak gibi.
Bize göre bir ata bulup, tüm kurtuluşu o beşere sabitlemektir, Atacılık.
Kısacası Öcalan’ın "Kürtler’in AtaKürt'ü" olarak tanımlanabilmesi için tüm Kürtler’in onun şahsında muhatap alınması, meşru bir Ulusal Kurtluluş Lideri olarak tanınması ve bir de Suriye’de bir devletçik olması gerekmektedir. Bence bunu Bahçeli şahsında, Devlet yapmaktadır (velevki altında bir tilkilik olsa da).
Bize göre Kürtler’in hakları varsa ve biz vermiyorsak (ki var), zaten zalim oluruz. Hakları yok da biz bu hakları vermek için APO üzerinden haklar vereceksek, af çıkaracak ve ortamı iyileştirceksek yine de haksısız.
Selahaddin Eyyubîler’in halkı Kürtler, “Yarı Tanrı”lara ve megolomanların insafına verilirse, bütünüyle ifsat olur.
“Ateşe çağıran önderler kıldık onları.” (Kasas 41)...
Yani demek istiyoruz ki bu mazlum halklara, haklarını aracısız da verebilirdiniz. “AtaKürt" yaratmaya gerek yoktu. (Hürseda Haber - Selahattin Çelik)











