Kürtler İslamla Var Olmuşlardır
Kürtlerin tarihte var olduğu ve en güçlü şekilde yer aldığı devir Büyük Sultan Selahaddin Eyyubi dönemidir. Kürtler, en güçlü dönemlerini İslam sayesinde elde etmiş, dinleri olan İslam için verdikleri mücadele ile elde etmişlerdir.
Tarihi araştırmalarda “Kürt” isminin ilk Selçuklular döneminde kullanıldığı, Abbasiler döneminde de Arapların; Kürtleri, “Farslıların göçebeleri” olarak tanıdıkları bilinmektedir. Fakat Kürtler islamla tanıştıktan sonra tarihte kendi başlarına bir millet olarak yer almışlardır. “Kürt” ismi daha çok “Müslümanlar” olarak tanınır ve “Kürtler” İslam’ın gölgesinde tarihte yer bulurlar. Öyle ki İslam orduları arasında büyük komutan olabilecek seviyelere yükselerek kendi adları ile iktidar kurabilecek hale gelmişlerdir.
Tarihte ki “Eyyubi Devleti” bunun en büyük örneklerinden biridir. Haçlılara karşı verilen savaşta Kürtler büyük rol almış, islam bayraktarlığını üstlenerek Büyük Sultan Selahattin Eyyubi liderliğinde Kudüs bir daha fethedilmiştir. Böylelikle Hz Ömer (Ra) tarafından fethedilen ve İslam toprakları olarak kabul edilen Kudüs, tekrar Haçlı ordusunu oluşturan sömürgeci güçlerden temizlenmiştir.
Kürtlerin tarihte var olduğu ve en güçlü şekilde yer aldığı devir Büyük Sultan Selahaddin Eyyubi dönemidir. Kürtler, en güçlü dönemlerini İslam sayesinde elde etmiş, dinleri olan İslam için verdikleri mücadele ile elde etmilerdir.
Tarih araştırmacıları ki bunlardan en meşhuru İzady’dir. O bu konuda şunları söylemektedir. Kürtlerin İslam öncesi dönem olan İran (Sasani) ve Bizans egemenliği altındaki dönemlerini “Üçyüz yıllık bir çöküş dönemi” olarak nitelendirir.
İslam ordularının Kürtlerle karşılaştıkları dönemde İran ve Bizans egemenliği altında yaşayan Kürtlerin hiçbir devlet ve yerel beyliğine rastlanmadığı ve Kürtlerin Müslüman olmalarından sonra geçen üçyüz yıllık dönemin Kürt siyasal gücünün yeniden doğuş dönemi olarak nitelendirmektedir.
9. yüzyıl ile 12. Yüzyılları arasında İslam dini için mücadele veren Kürtler için en parlak ve başarılı yıllar olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde Kürtler, Siyasal Yönetim, Askeri Fetihler ve bunun akabinde gerçekleşen Siyasi Göçler sonucunda Ortadoğu’nun her alanında, Libyadan Mısır’a kadar haçlı ordularına ve dış güçlere karşı verdikleri savaşlarla Ortadoğu’nun kalbinde güçlü hanedanlıklar kurmuşlardır.
Bu dönemde Kürt kültürü altın çağını yaşar. Kürtler Tarih, Edebiyat, Şiir, İlim, Felsefe, müzik, mimari, Mühendislik, Matematik ve astronomi alanında ilerleme sağlarlar. Birçok Alim, mütefekkir, bilim adamı, yazar ve şair yetiştirirler.
Bu konuda yine büyük Kürt araştırmacı ve tarihçisi İzady şunları söylemektedir.
İslamın 7. Yüzyılda ortaya çıkmasından sonra Kürdistanlı güçlü göçmenler, Kürdistan toprakları dışındaki yerlerde krallıklar ve prenslikler olarak iktidara geldiler. Aslında bu kürt göçleri, Horasan’dan Mısır’a uzanan bir alanda 10. Yüzyıl dan başlayarak üçyüz yıl boyunca İslam tarihinin akışına yön vermiştir. Batı İran toprakları ve daha sonra da bereketli hilal neredeyse birkaç bağımsız Kürt Hanedanlığının hükümranlık bölgesi haline gelmiştir. İslam’ın merkezi toprakları Bizanslılara, Ruslara ve Haçlı ordularına karşı savunanlar Kürtlerdir. Demektedir.
Bu yerinde ve doğru bir tespittir. Maalesef bu doğru tespiti son yarım asırda sosyalist ve ateist fikirlerle yetişen birçok Kürt araştırmacı kabullenmemektedir. Sırf İslam’ı ve Müslümanları karalama adına, bu gerçeklere göz yummakta ve islam’ın Kürtlere kazandırdıklarını görmemezlikten gelmektedirler. Bu da kör bir inat adına Kürt halkını kandırmaktan başka bir şey değildir. Tabi ki bu utanılacak bir durumdur.
İşte bu dönemlerde ilk Kürtçe eserler verilmeye başlar. Bununla beraber Farsça Arapça birçok eser de bu devirlerde verilir. Bu dönemin önde gelen meşhur Kürtleri arasında Ebu’l Fida, İbni Athir, İbni Şeddadi ve İbni Kuteybe gibi tarihçiler, Suhreverdi, Ayn el Qudati Hemedani gibi filozoflar, İbni Faldan gibi gezginler, Safiüddin Urmawi ve Muhammed İbni Katip Erbili gibi müzikologlar, İbrahim ve İshak Mawsili ve Zeriyab gibi müzisyenler, Munis gibi mimar ve mühendisler, Matemeatikçi ve Gök bilimci Muhiddin Ahlati, Biyografici İbni Halikan ve Ansiklopedici İbni Nedim sayılabilir.
Her ne kadar bu eserlerin birçoğu Arapça ve Farsça olsa da İslam dininin Kürtler üzerindeki olumlu ve müspet etkisi, Kürtlerin diğer toplum ve kavimler arasında her yönden hatırı sayılır bir etkiye sahip olmalarını sağlamıştır. Bilhassa tarih ve dil bilimi alanında İbni Esir, İbni Xeliqan ve İmam Suyuti gibi Alim ve tarihçilerin İslam alemine katkıları büyük olmuştur. Hatta ve hatta Arapça gramerini bile Suyuti gibi meşhur Alim ve dilbilimcisi Kürtler tarafından yazıkması ve bu eserlerin günümüze kadar ulaşması manidardır.
Bu da kavimler arasında useması bile olmayan Kürtlerin nasıl kısa bir zamanda İslam dini ile şereflendikten sonra diğer kavimler arasında etkin ve hatırı sayılır bir mevkiye geldiklerini göstermek açısından önemlidir. Kürtler, İslam ile tanıştıktan sonra sanki yeniden yaratılmışlardır. Daha önce varlığı ve yokluğu neredeyse yok denilecek kadar az olan bir kimlikten meşhur Kürt kimliği doğmuştur.
Böylelikle Müslüman Kürtler, İslam’ın izzeti ile izzetlenmiş, şerefiyle şereflenmiş, diğer kavim ve milletlerle İslam için yan yana, omuz omuza kardeşçe mücadele vermiş ve birçok yerde hâkimiyet kurup hükümdarlık yapmışlardır.
Bir başka deyişle Kürtler, Müslüman olmaları ve İslam’la şereflenmeleri ile kavimler arasında şerefli ve izzetli yerlerini almış en izzetli dönemlerini yaşamışlardır. Denilebilir ki İslam Kürtleri yeniden diriltmiş, bir milleti yoktan var etmiş, tarih sahnesinde kendi kişilik ve kimlikleri ile yer almalarını sağlamıştır.
Sıra Kürt edebiyatına geldiğinde durum bundan hiçte farklı değildir. Kürtler; Farslarla birlikte yaşarken sadece göçebe olarak tanınıyor, edebiyat alanında ağızdan ağza aktarılan ve yazıma dökülmeyen Edebiyat türüyle ilgileniyorlardı. Ne bir yazılı eserleri, ne de yazım dilleri vardı. Hiçbir yazılı edebi yapıta sahip değillerdi. Her ne kadar çivi yazısı ile yazılmış yazıtların bulunduğu, Zerdüşt’ün Avesta adlı kitabının Kürtçe olduğu, ilk Kürt devleti olan Medler dan kalma yazılı eserler bulunduğu iddia edilse de gerçek edebi eserlerin ortaya çıkması ve yazılı edebiyata geçilmesi tamamen islam ile gerçekleşmiştir.
Kürtler; Ne zaman ki İslam ile tanıştılar, İslam’ı Alimler vasıtasıyla Mescid ve Medreselerde öğrenme gereği duydular işte o zaman Kürtçe yazma geleneği de başlamış oldu. Kısa zamanda Arap alfabesi ile yazılı edebiyata geçilmiş ve Arap harflerinden ilk Kürt alfabesini meydana getirmişlerdir. Bu alfabe hala Kürtler arasında kolay bir şekilde kullanılmaktadır. İlk Kürt alfabesi bu nedenle Arap harfleri ile oluşmuş fakat Kürtçeye uyarlanmıştır. İslamiyet o güne kadar bir edebiyat ve alfabe sahibi olmayan Kürtlerin alfabe sahibi olmasını ve bunun sonucunda da yazılı Edebiyata geçmelerine neden olmuştur.
Bu bile İslamiyet’in Kürt Dili ve Edebiyatına ne kadar büyük tesiri olduğunu göstermek için yeterlidir. Kürtler, böylelikle ilk alfabelerini İslam’ı öğrenme niyeti ile İslam dini sayesinde elde etmişlerdir. İslamın Kürtlere kazandırdıkları açısından bu bile azımsanmayacak kadar önemlidir. (Bangahang)












