Hizbullah Cemaatinin Manifestosu Üzerine
Kürt tarihin de etkin bir faktör olan Hizbullah Cemaati hakkında birçok şey söylendi, birçok kişi konuştu. Herkes bir şeyler anlattı. Fakat Hizbullah Cemaati hep sustu. Kendisi hakkında hiç konuşmadı. En son Mahkeme Savunmaları ile kendini tanıtmaya çalıştı.
Şimdilerde Hizbullah Manifestosunu yayınlayarak gündeme geldi. Bizlerde tarihimizde etkin bir yeri olması ve halkın içinden çıkması nedeniyle bu manifestoyu irdeleme gereği duyduk. Tüm maddeleri tek tek ve bire bir işleme gereği duymuyorum. Ancak kendimce önemli ve yararlı gördüğüm noktalar üzerinde durma gereği duydum. Umarım faydalı olur.
Aşağıda irdeleyeceğim 37 maddeden oluşan Hizbullah Manifestosunu Doğruhaber Gazetesini eksen alarak veriyorum. İlk olarak ismi ile bir giriş yapalım.
Hizbullah kendisini “Hizbullah Cemaati” olarak isimlendirmekle diğer örgüt ve partilerden ayırma gereği duymuş. Bilindiği gibi “Cemaat” islami bir terim olup aynı düşünce ve akide etrafında bir araya gelen gönül birliği yapmış insanlar topluluğu olarak isimlendiriliyor. Bunun için herhangi bir organik bağın olması gerekmiyor. Hizbullah bu özelliği ile “Örgüt” ve “Parti” gibi bağlardan özgür olduğunu daha çok manevi bağları önemsediğini ortaya koyuyor.
Birinci Madde de: “Yaratılışın amacı Allah"a ibadettir. Müslümanların gayesi ise Allah"ın rızasını kazanmaktır.” Diyerek “Devirmek, Yıkmak, Silahla ele geçirmek” gibi şablonlardan kendini kurtarıyor. Bazılarının başvurduğu Silahlı bir Devrim veya İnkılâptan tamamen uzak duruyor. Böyle bir hedefinin olmadığını gösteriyor.
İkinci Madde de ise “Faaliyetlerinde meşruiyetinin kaynağı olarak Kuran ve Sünneti esas alır.” diyerek tüm müslümanların ortak paydasını benimsiyor. Dünya müslümanlarının inanç bütünlüğünü savunuyor. Bu da tüm müslümanlar tarafından onaylanacak bir esası teşkil ediyor. Marjinallikten uzak duruyor.
Beşinci madde de ise çok önemli bir noktaya temas ediyor. “Faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu ve çağın gerektirdiği her türlü MEŞRU vasıtayı kullanır. İslami hedeflere ancak MEŞRU vasıtalarla ulaşılması gerektiğine inanır.” Diyerek tüm faaliyetlerinin meşru vasıta ve yollarla sürdürmeyi benimsiyor. Meşru olmayan yolları benimsemediğini ortaya koyuyor. Kanımca bu çok önemsenmesi gereken bir noktayı gösteriyor. Gayrimeşru yolları önemsememesi hak ve hukuka verdiği önemi göstermesi bakımından önemsenmesi gerekiyor.
Yedinci Madde de “Nihai hedefinin Bütün dünya ya Zulmün, şirkin, adaletsizliğin, sömürünün ve kula kulluğun olmadığı islami bir düzen hedeflediğini belirtiyor.” Zulmün ve adaletsizliğin olmadığı bir dünyayı oluşturmak her ferdin arzu ettiği ve özlem duyduğu bir gelecek olsa gerek…
Sekizinci Madde de “İnsanların Can, Mal, Din, Nesil ve akıl emniyetinin sağlanması gerektiğini belirtiyor.” Aynı zamanda “Tüm dini ve etnik azınlıkların insani hak ve özgürlüklerin teminin ve korunmasını islami bir vecibe olarak görür” diyerek tüm azınlıkların güven altında olmasının ve korunmalarının farzlardan bir farz olarak görüyor.
Onuncu Madde de “İslami mukaddesatlara yönelip saldırılara güç ve imkânları nispetinde karşı durur.” Diyerek islami mukaddesatlara gösterdiği hassasiyeti ortaya koyuyor. En basit şekli ile İnsanların Allah"a, Peygamberlere, İlahi Kitaplara, Kuran"ı Kerim, Tevrat, Zebur ve İncil gibi mukaddesatlara hakaret edilmesine, alay edilmesine karşılık şartlara göre mücadele edeceğini ortaya koyuyor. Bu konuda çok hassas olduğunun altını çiziyor.
Onbirinci Madde de “Müslümanlar arasında tefrikaya ve ihtilafa sebep olacak tartışma ve gündemlerden uzak durduğunu” dile getirerek müslümanlar arasında bölücü, ayırımcı, dışlayıcı, ötekileştirici gündemlerden uzak durmayı tercih ediyor. Ayrıca “Ehli Kıbleye kardeş nazarı ile bakar.” Diyerek iman ehli olan ve namaz kılan her ferdin kardeş olduğunu bu nedenle de kardeş hukukun uygulanması gerektiğini benimsiyor.
“Şii – Sünni ihtilafını kullanarak ümmeti birbirine düşüren küfür güçlerine karşı durur” diyerek tarih boyunca küfür güçleri tarafından müslümanlar üzerinde oynanan oyunlara ve müslümanları her zaman bu oyunla birbirine kırdıran mezhebi çatışmalara dikkat çekiyor. Günümüzde de sıklıkla ve kolayca kullanılan bu oyunları Küfür Güçlerinin oyunu olarak görüyor ve Küfür Güçlerinin bu oyunlarını karşısında duracağını, dile getiriyor.
Onikinci Madde de “Ümmet içinde genel kabul görmüş bütün mezhepleri kabul eder. Mezhepçilik yapmaz.” Diyerek tüm mezhepleri hak olarak görürken mezhepler arasındaki ayırımdan uzak duruyor. Bunu doğru bulmuyor.
Ondördüncü Madde de düşünce ve fikirlerinin sınırlarını çizerek “Kuran ve Sünnet çerçevesinde eser vermiş tüm âlimlerden istifade eder.” Diyerek islam âlimlerinin hepsinin aynı zamanda kendi yollarını çizen yol göstericiler olduklarını kabul diyor. Âlimler arasında ayırıma gitmiyor. Aynı zamanda islam düşünce sisteminde kabul görmeyen “Akılcılık, Mealcilik, Tekfircilik ve islamın özüne muhalif kabul edilen akım ve düşünceleri ret ederek” vasat bir yol çiziyor. Aşırılıktan, ifrattan ve tefritten uzak duruyor.
Onaltıncı Madde de “İslam topraklarının hiçbir parçasının işgal edilmesine rıza göstermez.” diyerek tarih boyunca islam topraklarına işgalci olarak gelen sömürgeci güçlere karşı mücadele vereceğini ve onları kabul etmeyeceklerini ortaya koyuyor.
Ondokuzuncu Madde de “Bütün kavimlerin varlığını kabul eder.” Diyerek halkların inkâr edilmesi ve yok sayılmasını benimsemediğini dile getiriyor. “Hiçbir ırkın diğer bir ırka üstünlüğünü kabul etmez. Ümmeti parçalayıcı her türden ırkçılığı ve cahili asabiyeti ret eder. Dili, ırkı ve rengi ne olursa olsun bütün insanları hukuk karşısında eşit görür.” Diyerek ırkçılığa, kabile ve kan bağları ile bağlanılabilecek her türlü ayrımcılığa eşitsizliğe karşı olduklarını açık bir şekilde dile getiriliyor.
Yirminci madde de ise “Diller Allahın ayetlerindendir.” Diyerek dilleri ilahi bir ayet olarak görüyor ve bu nedenle de “Konuşulan bütün dillerin varlığını kabul ediyor.” Bununla beraber “İçinde bulunduğu toplumun dilini kullanmayı tercih eder.” Diyerek her kavmin ve ırkın kendi dili ile hür ve özgür şekilde konuşabilmesi gerektiğini belirtiyor.
“Kürtçenin resmi dil olması ve başta eğitim ve öğretim olmak üzere Kürt halkına her alanda Kürtçe ile hizmet verilmesi için her zemin de gerekli çabayı gösterir.” Diyerek halkların kendi dilleri ile eğitim yapmalarını önemsiyor. Anadille eğitime imkân ve şartları doğrultusuna sahip çıkacağını, Anadille eğitimin mücadelesini vereceğini vurguluyor. Herkesin kendi dili ile eğitim hakkını ilahi bir hak olarak görüp Ana dille eğitimin önünün açılması gerektiğini savunuyor.
Yirmibirinci Madde de “Hiç Kimsenin inancına müdahale etmez. Herkesin kendi inancına göre yaşama ve dinin gereklerini yerine getirme konusunda hür olduğunu kabul eder. Hiç kimse islamı veya başka bir dini veya inancı kabullenmeye ya da sahip olduğu inanç ve düşüncelerini değiştirmeye zorlanamaz” diyerek inanç ve düşünce hürriyetini savunmakta ve koruma altına almakta olduğunu belirtiyor.
Yirmi ikinci Madde de “Halkın huzur ve refahını kendi huzur ve refahı olarak kabul ederek” huzur ve refaha verdiği önemi dile getiriyor.
Yirmi üçüncü Madde de ise “Uluslar arası antlaşmaların kendilerini bağlayıcı olduğunu” dile getirerek “Uluslararası münasebetlerde veya taraf olacağı antlaşmalarda ortaya çıkacak sorun veya anlaşmazlıkların çözümünde islam ve müslümanların maslahatlarını gözeterek uluslararası kabul görmüş kurumlar tarafından alınan karar ve sözleşmelerin, inancına aykırı olmayan hükümlerini kabul eder.” Diyerek uluslararası antlaşmalara bağlılığını ortaya koyuyor.
Yirmialtıncı Madde de “İslami naslarla çelişmeyen kültür, örf ve adetleri kabul eder. Bu tür gelenek ve göreneklerin korunması, yaşatılması ve geliştirilmesini destekler” diyerek her halkın kendi gelenek ve göreneklerine göre yaşama hakkının olduğunu benimsiyor.
Yirmisekizinci Madde de: “Nesillerin eğitiminde kadının rolünün önemli olduğuna inanır. Sağlıklı birey ve toplumun oluşması için kadının eğitimini önemser.” Diyerek hem kadına verdiği değeri ve hem de kadının toplumdaki yerinin önemini vurguluyor.
Yirmi Dokuzuncu madde de: “Çocukların ve gençlerin eğitimi üzerinde durmakta ve bunu önemsemektedir.” Diyerek eğitime verdiği önemi dile getiriyor.
Otuzuncu madde de ise Bilim ve Teknolojiye verdiği önemi “Bilim ve Teknolojinin müspet bir şekilde insanın hizmetine sunulmasını öngörür. Bilimsel çalışmalara destek verir.” Diyerek ortaya koyuyor. Bilim ve teknolojiye verdiği önemi gösteriyor.
Otuzüçüncü Madde de ise “Sanata ve sanat eserlerine islami ölçüler çerçevesinde yaklaşım da bulunur. İslamın yasaklamadığı tüm sanat dallarının geliştirilmesini destekler.” Diyerek sanata verdiği önemi ortaya koyuyor ve sanatın geliştirilmesi için destekçi olduğunu dile getiriyor.
Evet, kısaca manifesto dan aldığım notlar bunlar. Benim ilgimi bu noktalar daha çok çektiği için ben bu noktaları dile getirme gereği duydum. İsteyen çıkarır bakar. Onlar ne görüyorsa bunu iftira ve karalamalardan uzak dile getirebilirler.
Şu açıklamaları da yapma gereği duyuyorum. Bir yazar olarak düşünce ve fikirlerimi hiçbir zaman kişi, şahıs, grup ve kesimlere göre eğip bükme gereği duymadım. Her zaman için doğru gördüğümü ve hak bildiğimi savunan bir kişi olmaya çalıştım.
Bazı köşe yazarları, düşünce ve fikir adamları gibi A şahsı söylediği zaman “Yüzde yüz katılıyorum.” B şahsı söylediği zamanda “Yüzde yüz karşıyım.” Diyen kimseler gibi yandan çarklı veya adamına göre doğru ve yanlışı söyleyen kimselerden değilim. Elimden geldiği ve aklımın erdiği kadar “Her hakkı söyleyemesem de en azından söylediğimin her zaman için hak olması için gayret ederim.”
Bu nedenle de bu konunun da doğru bir şekilde ele alınmasına inanıyorum. Hizbullah'ın ülkemizin bir gerçeği ve bilhassa Kürt halkının özbenliğinin yansıması olduğunu bilenlerdenim. Bu gerçeği de dile getirme gereği duyuyorum. Bu konuyu da diğer konular gibi gerçekler ışığında değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.
Bir başka noktaya da dikkat çekmekte fayda var. Yıllarca devlete karşı silahlı mücadele veren, birçok kimsenin ve sivil halkın katliamını gerçekleştirenler için değişik af yöntemleri üzerinde çalışan, dağdaki insanların geri gelmesi için birçok yollar deneyen devletin; hiçbir şekil de silahlı mücadele taraftarı olmayan kesim ve kişiler için ayrı bir hukuk işletmesi doğru olamaz.
Kendi rızası ile silahtan el çeken, silahlı bir örgüt olmayan, devleti silah zoru ile yıkmak veya bölmek gibi bir emel içinde olmayan kimselerin farklı bir uygulama ve hukuk içerisine girmesi mümkün olmamalıdır.
Yoksa varlığını hukuk içersinde sürdürebilmek için önce eline silah alıp sonra da antlaşma yolu ile bırakması mı gerekmektedir?
Hiç sanmıyorum…
Arzum ve isteğim; Herkesin hak ve hukuk ölçüleri doğrultusunda baskı, zorlama ve şiddetten arınmış olarak, hür ve özgür inancını, fikir ve düşüncelerini hür olarak ortaya koyup yaşayabileceği ve yayabileceği bir ülke içinde yaşamaktır.
Huzurun ve refahın bu yolla geleceği aklımızın bu şekilde refaha ereceği umudundayım. Hukuk ve adalet herkes için eşit olmalı ve eşit şekilde uygulanmalıdır. Benim bu konu da acizane söyleyeceklerim ikili bir hukuk sisteminden çok eşit ve adil bir hukuk sisteminin yanında olmaktır.
Allaha emanet olunuz.
(Haber Diyarbakır)












