Ortadoğu ve Kürtler
Yazımıza başlamadan Muş Milletvekilimiz Sırrı SAKIK’ın oğlunun vefatı nedeni ile kendisine baş sağlığı diliyor, Allahın rahmet, Bereket ve selamet şemsiyesine sığınmasını temenni ediyorum.
Bununla beraber köylerde, şehirlerde, dağlarda öldürülen her nefsin acısının kendi evlat acısı kadar anne ve babaların yüreklerini yaktığını hatırlatmak istiyorum. Kimden olursa olsun öldürülen her can kutsaldır ve kendi çocuklarımız için üzüldüğümüz kadar üzüntülerini hissetmeye muhtaçtır. Öldürülen her nefis bizim nefsimizdir. Öldürülen her can bizim canımızdır. Ölen her şahıs için Allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Ayrıca ömürleri boyunca hiçbir zaman namaza durmayan Aysel TUĞLUK gibi kendini bilmezlerin cenaze namazı esnasında başı açık bir şekilde erkeklerin arasında göstermelik namaza durmasını kınıyorum.
Şimdi geçen hafta devam edeceğimiz konuya dönebiliriz. Konuya Kürt hareketlerinin tavırları ile devam edelim.
Başta Kürt halkının özgürlük savaşını verdiğini iddia eden PKK yi ele alalım. PKK tüm gücü ile tamamen Esed rejiminin yanında yer alıyor. Yıllardır PKK, Batı Kürdistan olarak bilinen Suriye de hiçbir şekilde Kürt halkının haklarından bahsetmedi. Hiçbir şekilde Kürt halkının haklarını dile getirmedi. Aksine yıllarca Esed Ailesi ile işbirliğine girdi. Suriye istihbaratı Muhaberat ile iç içe oldu.
Fakat Kürt halkına kimlik bile vermeyi çok gören Esed’ten lojstik destek aldı. Bir başka deyişle Suriye de Kürt halkının haklarını savunmaması karşılığında Esed tarafından mükafatlandırıldı. Kürt halkının haklarını az bir çıkar ve menfaat karşılığı Esed rejimine peşkeş çekti.
Aynı zamanda PKK Suriye de ki Kürt direnişçilerini, Kürdistan mücadelesi vermek isteyen Suriyeli Kürt potansiyelini kimi zaman Doğu Kürdistan olan İran dağlarında, kimi zamanda Kuzey Kürdistan olan Türkiye dağlarında öldürtmekten geri kalmıyor. Böylelikle Esed’e zarar verecek fertlerden batı Kürdistan olan Suriye’yi emniyet altına alıyor.
Esed, böylelikle hem kendi içinde Kürtler için hak iddia edecek Kürt milliyetçilerinden Suriye yi arındırıyor, hem de Kürt halkına sahip çıkmış görünüyor. Oysa yaptığı asıl şey Kürt halklarının kendi ülkesinde söz edilmemesini sağlamak…
PKK yıkılması için mücadele verilen Esed rejimine karşı hiçbir direnişte bulunmuyor. Aksine yanında bulunan onca Suriyeli Kürtleri kullanarak Esed rejiminin bekasını sağlamaya veya onun adına Suriye’nin Kürt bölgesinde jandarmalık yapmaya çalışıyor. En önemlisi ise Suriyeli Kürt direnişçilerini Esed’e karşı kullanması gerekirken bu gençleri danışıklı dövüş ile yine Türkiye ye karşı kullanıyor, Esed rejimine destek verici eylemlerde bulunuyor. Bu uğurda yüzlerce Kürt gencinin öldürülmesine kanının dökülmesine neden oluyor.
Her şeye rağmen Suriye Kürtlerini desteklememek mümkün değil.
Aynı şekilde Türkiye devleti kendi ülkesindeki Kürt halkının haklarını vermeye yanaşmazken özgürlünü istediği Suriyeli Müslümanlar yanında Müslüman Kürt halkının haklarını görmezden geliyor. Ülkesinin dışında bile Kürt milletini yok saymaya, Kürt haklarını ezmeye ve köleleştirmeye çalışıyor. Türkiye sınırları dışında bile Kürt halkının haklarına müdahale etme yoluna gidiyor. Suriye halkına özgürlük ama Kürt halkına esareti yeğliyor.
Bu denkleme göre eşittir nereye konulacak belli değil. Her şey birbirine geçmiş görünüyor. Hak görünen batıl, batıl görünen hak olabiliyor. Bir başka deyişle hak ile batıl iç içe geçmiş durumda.
Türkiye Hizbullahı ise Müslümanların geleceği için arayı bulmaya çalışıyor. Kürtleri de ümmetin bir parçası olarak görüp, tüm halklara verilmesi gereken hakların Kürt halkına da tanınmasını istiyor. Fakat bununla beraber birlik, beraberlik ve ümmet bilinci ile hareket ediyor.
Hizbullah lideri Edip GÜMÜŞ, Müslüman kardeşler, Hizbullah, Hamas, Mısır, İran ve Türkiye’nin bir araya gelerek Müslümanların çıkarını gözetecek şekilde ortak hareket etmeleri talebinde bulunuyor. Ne yazık ki kendileri için mümkün olmaması nedeni ile böyle bir girişimde bulunamadıklarını belirtiyor. Yani Türkiye Hizbullah’ının gönlü Müslümanların birliğinden yana ama ellerinden bir şey gelmiyor.
Yine bölgenin hassas yapısını çok iyi tahlil eden “Mustazaflar Hareketi” bir an önce Esed zulmünün sona ermesini isterken, Müslümanların birliğinden berberliğinden yana tavır sergiliyor. Aynı zamanda Müslüman Kürt halkının da haklarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Mustazaflar şu noktalara dikkat çekiyor.
“Baas rejiminin zulüm yaptığı ve Esed`in de zalim bir diktatördür. Bu nedenle Esed ve rejimi yıkılmalıdır.Zulüm gören her halk gibi Suriye halkının da zulme karşı direnmeye hakkı vardır. Bu mücadele meşrudur.” Diyor akabinde “Mustazaflar Hareketi olarak bu haklı mücadeleyi destekliyoruz.” Diye ekliyor.
Sorunu ümmetin meselesi olarak görerek “Bu mesele İslam ümmetinin bir meselesidir. Fakat Haçlı zihniyetlilerin müdahaleye hakkı yoktur. Türkiye de, ABD`nin ve siyonist israil`in Ortadoğu politikalarının taşeronu ve uygulayıcısı olmamalıdır.” Diyerek dış ülkelerin müdahalesine karşı çıkıyor.
Akabinde “Tek çıkar yol; muhalif grupların Suriye`de İslami esaslara dayalı bir yönetim oluşturmak üzere birleşmeleridir. Zira orada yaşayan her inanç ve düşünceden insanın hakkını tastamam verecek olan ancak İslam`dır.” diyerek her ülkede olduğu gibi burada da çözümün islam dan geçtiğini belirtiyor.
Sorunu Suriyeli Kürtlere getirirken “Kürd halkı, İslam`ı kabul etmesiyle birlikte diğer Müslüman kavimlerle ümmet bilinci içerisinde hep kardeşçe yaşamayı tercih etmiş, kavga ve ayrılık yerine hep barış ve birlik yolunu tutmuştur. Kürd halkı, bu toprakların kadim sakinlerindendir. İslam diniyle şereflendikten sonra, İslam ümmetinin bir parçası olarak, hep ümmetin bütünlüğü ve maslahatı yönünde hareket etmiş ve bu bağlılıkta da İslami şiarları mihver edinmişlerdir.” Denilerek Kürt halkını Ortadoğu’nun kadim halklarından görüp diğer halklar gibi bir halk olduğuna ve ümmet bilincine vurgu yapıyor.
“Türkiye Cumhuriyeti onları tümden inkâr edip dinlerinden ve öz değerlerinden koparmaya, asimile edip Türkleştirmeye çalışırken, Irak, onları sindirmeye ve hatta soykırım yapıp yok etmeye çalışmıştır. İran`daki Kürtlerin de huzursuzlukları hep devam edegelmiş sorunları için köklü çözüm olabilecek politikalar geliştirilememiştir. Suriye`deki Kürtler ise diğer devletlerde yaşayan Kürtlerden daha fazla mahrumiyetler yaşamıştır.” Deniyor.
Kürt halkının hak mahrumiyetini “Kürt halkının bu duruma düşmesinin baş müsebbibi olan emperyalistler güçlerdir” diyerek emperyalistleri işaret ediyor.
Suriye ve Kürt halkı için çözümü “Suriye Kürtlerinin içinde bulundukları şartlardan dolayı bugün kendileri için en olumlu seçenek federatif veya özerk yapıda Suriye`nin diğer halklarıyla kardeş olarak yaşamalarıdır. Bizce doğru olan etnik ve mezhebi bir çatışma yaşanmadan Kürtler dahil tüm Suriye halkının bir konsensüs çerçevesinde anlaşarak İslami bir yönetimin bayrağı altında ortak bir noktada buluşmasıdır.” Diyerek isteklerin dile getiriyor.
Kürt halkının kurtuluşunu da şöyle dile getiriyor. “Kürt halkı İslam ile aziz olmuş, İslam ile yücelmiştir. Hem dünya, hem de ahiret kurtuluşu da yine İslam ile ve İslami mücadele iledir. Bu bakımdan her nerede olursa olsun hiç kimsenin oyununa gelmemeleri ve İslam üzere kendi aralarında birlik oluşturma yoluna gitmeleri ve İslami mücadele ile hak ve kurtuluşu aramaları gerekir.” Deniyor.
Türkiye’nin Suriye Kürtlerine müdahalesini de “Suriye Kürtlerinin özerklik ve bağımsızlık tartışmalarına Türkiye hükümetinin yaklaşımı hakkaniyetten uzaktır. Türkiye devleti ve hükümetinin Suriye Kürdistan`ında yaşanan gelişmeleri bahane ederek, oraya müdahale etmesinin kimseye bir faydası olmaz. Kendi ülkesinde Müslüman Kürtlerin haklarını bir bütün olarak vermemekte ısrar eden devletin, diğer parçalardaki Müslüman Kürtlerin kazanımlarına karşı durması doğru değildir.” Diyerek Türkiye’nin Suriye Kürtlerine müdahalesini doğru bulmuyor.
Sonuç olarakta “İslam ümmetini oluşturan halkların birleşiminden oluşan bir birliğin teşekkülünden yanayız. Ancak akide bağı sağlanmaz ve İslam ortak payda olmazsa, o zaman diğer halkların sahip olduğu tüm haklara Kürt halkının da sahip olması gerekir. Kimsenin bu hakkı inkâr etmeye, buna karşı çıkmaya ve engel olmaya da hakkı yoktur.” Diyerek düşündüğü ve istediği yönetim tarzını açık ve net olarak ortaya koyuyor.
Bir sonuca varacak olursak herkesi bir yerlere oturtmak gerekiyor.
Sonuçta Ortadoğu da yaşayan Müslüman halkları, Amerika ve batılı şer güçleri neredeyse tamamen birbirine düşürmüşlerdir. Emperyalist güçler tarihte olduğu gibi Müslüman Ortadoğu halkını birbirine düşürerek zayıflatmakta, düşman kılmakta, kin ve nefret tohumları ekmektedirler.
Emperyalist güçler asırlar boyu oynandığında kesin sonuç veren mezhep ve kavimlerin çatışmasını başlatmış ve bunu sürdürmeye devam etmektedir. Şimdilerde Amerika Batılı güçler Türkiye, İran ve Suriye’yi birbirine düşürerek savaşa sokmaya çalışmakta kendileri de geriye çekerek ortalığı kızıştırma haricinde hiçbir şey yapmamaktadırlar. Oturdukları kulelerden sinsice gülerek şeytanın amelini yerine getirmektedirler.
Bu arada emperyalist güçlerin ceplerini dolduran ve mazlum halkların kanlarını emmeye yarayan Silah satıcılığı en büyük ticaret sektörünü oluşturmuş, Emperyalistlerin başta Amerika’nın boşalan kasaları dolmuştur. İlaç satıcısı Yahudi odakları satışlarda patlama yapmış, başta petrol olmak üzere yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları batıya akıtılmaktadır. Böylelikle sömürgeciliğin en büyüğü, köleliğin en büyüğü gerçekleştiriliyor.
Tüm bunlar karşı yapılması gereken kesinlikle Amerika, israil ve Rus emperyalistlerin Ortadoğu’dan elini çekmeleri gerekmektedir. Müslüman halklar bu güçlere karşı mücadele tarzı geliştirmek zorundadır.
Ortadoğu’nun bu kadim halklarına ümmet bilinci içinde tüm hakları tanınmalı dır ki birlik ve beraberlik içinde yaşanabilsin.
Irk, mezhep ve din kavgalarına hiçbir şekilde izin verilmemelidir.
Sonuç olarak şunu açık ve net olarak görmek gerek. Esed zulmüne ne pahasına olursa olsun bir an önce son verilmeli Suriye halkının hür ve özgür bir şekilde kendi iradesinin yansıdığı bir yönetim şekline kavuşmalıdır.
İkincisi
İran, Lübnan Hizbullahı, Türkiye ve Arap devletleri kendi geleceklerini güven altına almanın yolunun Müslüman halkların birlik ve beraberliği ve ümmetin birliğinden geçtiğini bilmelidir. Dünya Müslümanlarının hamiliğini güç ve iktidar sahibi olanların boynunda olduğunu “Müslümanım” diyen her kesimin bununla mükellef olduğunu bilmek zorundadırlar.
üçüncüsü
Müslüman ülkeler İslam Birliği çatısı altında tüm dünya Müslümanlarının çıkar ve menfaatlerini ümmet anlayışı içersinde savunabilmelidir. Yine birlik ve berberlik içersinde tüm halkların haklarını karşılayarak yaşama yolunu sağlayabilmelidirler. Bunun örnekleri geçmişte çok olduğu için teferruata girmeye gerek yoktur.
Bilhassa Kürt halkının ümmet bilinci içinde ayırıma girmeksizin tüm haklarını koruma altına alarak birlikte ve kardeşçe yaşayabilecek bir düzen, sistem ve ortamın oluşturulması gerekmektedir. Bu sistem içinde Kürt halkının da hakları kardeş hukuku içinde yerine getirilmelidir.
Devlet PKK ile mücadele adı altında Kürt halkının haklarını yok etmeye ve Kürt milletine zulüm etmeye hiçbir şekilde hakkı yoktur. Kürt halkı da Türk halkı gibi her hakka sahip olabilmeli ve kardeşçe yaşama hukuku sağlanmalıdır.
Kardeşçe ve hep birlikte yaşamanın yolu herkesin kendi dinini ve dilini özgürce yaşayabildiği sistemin oluşturulmasındadır.
Kürt halkının PKK nin tekelinde olmadığı gibi PKK de Kürt halkının temsilcisi değildir. O ancak kendi lideri ve birlikteliğinin temsilcisidir. Kürt halkı adına karar verme ve karar alma hakkı yoktur. Yıllardır Kürt evlatlarının ve Kürt sermayesinin dağlarda heba edilmesine, Kürt gençlerinin zindanlarda çile çekmesine, Kürt halkının sürgünlerle topraklarından sürülmesine Kürt halkının fakirleştirilmesine ve hayat şartlarının daha da kötüleştirilmese Türk devleti kadar PKK örgütü de sorumludur.
Şimdilerde Kürt davası, Abdullah ÖCALAN’ın özgürleştirilmesine indekslenmiştir. Bir halkın bir ferde feda edilmesini kabul etmek mümkün değildir.
Her şeyden önemlisi de şu anda PKK örgütü Kürt halkının davasından çok bazı komşu güçlerin hedeflerini gerçekleştirme konumundadır. Mazlum ve sahipsiz Kürt evlatlarını dağlarda savunmasız bir şekilde öldürtmenin Kürt halkına ve Kürt davasına zarardan başka bir faydası olmamaktadır.
Kürdün,Arabın, Türkün, Lazın, Çerkezin, Arnavutun, kısacası tüm haklarını birlikte ve kardeşçe yaşayabileceği bir sistemin oluşturulması zorunludur. Bu da savaşarak değil anlaşarak ve sağduyu ile gerçekleştirilmelidir.
Aksi taktirde Ortadoğu’nun kalbinde gerçekleşen bu savaştan Amerika ve efendisi Siyonist İsrail karlı çıkacak ve Ardılmev’ud yani Vaat edilen topraklar hayali gerçekleşecek, Ortadoğu halkları köleleştirilecektir. Böyle bir durumda ne Kürt haklarından, ne Türk haklarından ne de Arap haklarından söz etmek mümkün olmayacaktır.
O halde ne pahasına olursa olsun Ortadoğu sorununu yine Ortadoğu halkı olan Kürt, Türk ve Arap halkları çözmelidir. Bu halkların bir araya gelerek kendi aralarında bu sorunu çözebileceği muhakkaktır. Yapılması gereken de budur. Yine aynı şekilde bir an önce Dış güçlerin Ortadoğu dan ellerini çekmeleri sağlanmalı ve Siyonist İsrail işgal ettiği topraklardan def edilmelidir.
Her şeye rağmen emperyalist güçlerin oyununun başarılı olmayacağı muhakkaktır. Allah muhakkak vadini tamamlayacak ve Kurani hekimde buyurduğu gibi
“Biz kitapta İsrail oğullarına sizler yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız. Ve azgınlık derecesinde büyük bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik. Bunlardan ilkinin zamanı gelince üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar evlerinizin arasında sizleri aradılar. Bu yerine getirilmiş bir vaad idi. Sonra onlara karşı sizlere tekrar zafer ve galibiyet verdik. Servet ve oğullarla gücünüzü arttırdık. Sayınızı çoğalttık.
Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, yine eğer kötülük ederseniz kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince yüzünüz kararsın. Daha önce girdikleri gibi yine mescide girsinler. Ellerine geçirdikleri her şeyi tahrip etsinler. (İsra 3-5)
Hadiste “İsrail oğullarının yurtlarından çıkarılacakları zaman taşlar ve ağaçların bile arkalarında bulunan İsraillileri işaret edeceğini belirtmektedir.” İsrail oğullarının son kaçış noktasının bu günkü İsrail deki Telaviv havaalanı olduğu söyleniyor.
“Allahın vadi yakındır. Muhakkak Allah hükmünü tamamlayacaktır.”












