Trump ve Netanyahu Gibi Liderler Nasıl Muhatap Alınmalı? Tevrat’tan Çarpıcı Bir Ders
Eski Ahit’teki çarpıcı ifade şöyledir: “RAB (Musa’ya), ‘Bak, seni Firavun’a karşı Tanrı gibi yaptım,’ dedi. ‘Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak.’”[1]
Kutsal metin açıklamalarına göre, Musa’nın (a.s) Firavun’a karşı “tanrı gibi” yapılmasının anlamı; tanrı tarafından güç ve otorite ile donatılmasıdır. Firavun’a gittiğinde RAB’bin emirlerini ona yalvarmadan iletmesidir.[2] Tanrının emirlerini yalvarmadan, korkmadan, eziklik hissetmeden, Firavun’dan herhangi bir meşruiyet aramadan, yetkili ve otorite sahibi biri olarak açıklamasıdır. Üstelik Musa (a.s), konuşmada sorun yaşamaktan endişe ederse Harun (a.s) kendisinin yardımcısı olacak ve bu konuda ona elçilik yapacak.
Çünkü Musa (a.s), Tanrı’nın “sözcüsü”dür, Harun (a.s) da Musa’nın (a.s) sözcüsüdür.[3] Musa (a.s) Firavun’dan izin istemez, onun yanında meşruiyet aramaz ya da ona yalvarmaz. Aksine, Tanrı'nın verdiği otoriteyle Firavun’un karşısına çıkar ve İsrailoğulları’nı serbest bırakıp azgınlıklarına son vermesini ister.
Bu tutum ister geçmişteki çocuk katili Firavun’u olsun, ister bugünün Trump’ı veya Netanyahu’su gibi çocuk katilleri olsun, nasıl muhatap alınmaları gerektiğine dair güçlü bir örnektir. Onlara yalvarılmayacağı gibi kendilerinden iltifat da beklenmez, hele hele yanlarında meşruiyet asla aranmaz.
Tevrat’taki bu sahneye göre, zalim ve çocuk katili bir otoriteyle karşı karşıya kalındığında, bırakın onun aşağısında durmak, aynı düzlemde muhatap almak dahi reddedilmelidir. Bunun ötesine gidilerek zalimin üstünde, ona emreden bir otorite konumunda durarak muhatap alınması gerektiğini ima eder. Bu yüzden Firavun karşısında Musa’ya (a.s) olağanüstü bir otorite, güç ve mucize yetkisi verilmiştir.
Musa (a.s), Tanrı’nın adına konuşarak Firavun’a emirler verdi. Kendisine yöneltilen tehditlere aldırış etmedi. Firavun’un kibirli tutumu ve tehditleri karşısında korkmadı. Aksine Firavun’u titretti.
Çocuk katilleri; canım, dostum, kardeşim hitaplarıyla muhatap alınmayı hakketmezler. Onlarla Tanrı gibi konuşulur. Tâhâ suresinde; “Firavun’a gidin, çünkü o, gerçekten çok azgınlaştı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.”[4] Ayetlerinde geçen “yumuşak sözün” sadece üslupla ilgili bir emir olduğu unutulmamalıdır.
Kur’ân’daki “yumuşak söz/kavlen leyyin” ifadesi ile Tevrat’taki “tanrı gibi” ifadesi birbiriyle çelişmez, sadece birbirinin sınırlarını belirler. Aksi takdirde “yumuşak söz” davanın yumuşatılmasına evrilebileceği gibi, “tanrı gibi” ise kabalık ve zorbalığa dönüşebilir. Dolayısıyla ortada bir çelişki yoktur.
Musa (a.s) sarayda büyüdüğü için dönemin diplomasi ve protokol kurallarını çok iyi biliyordu. Buna rağmen, Firavun gibi çocuk katili birine övgüler dizecek ve ona yalvaracak değildi. İsrailoğullarını bırakması gerektiğini Firavun’dan şartsız olarak istemiştir. Onun Rab olamayacağını açıkça söylemiştir. Bunlar Firavun’u en çok rahatsız eden konulardı. “Git ona yumuşak söz/kavlen leyyine söyle” denilmesi, “Firavun’a yalvarabilirsin, onun karşısında taviz verebilirsin” demek değildir. “Ona zalimliğini ve haydutluğunu edebi bir dille şöyle” demektir. Kesinlikle davasını yumuşatma ya da yağcılık yapma yahut taviz verme şeklinde anlaşılmamalıdır.
İsrail ve ABD’nin Firavun’dan bir farkı yoktur. Öyleyse onlarla Tanrı gibi konuşulmalıdır. Yaptıkları zulüm ve katliamlar ortada iken bu ülkelerle ticaret, ülke menfaatleri, yatırım vb. konuların bahsi dahi edilmemelidir. “Gazze’yi vuramazsın! Oradan şartsız çıkacaksın! Filistinlileri serbest bırakacaksın!” denilmelidir. Diyecek gücümüz yoksa, attığımız adımlar bu gücü oluşturmaya dönük olmalıdır. Aksi takdirde, yalvarmak, övmek, taviz vermek sadece onların iştahını kabartır.
Bugün için Yemen örnek alınamaz mı? Bakın İsrail’e tam da tanrı gibi konuşuyor. “Gazze pazarlık konusu edilemez. Siz orayı vuramazsınız. Vurursanız vururum” diyor.
İmam Hamaney de benzer bir tavır sergiliyor. Trump’ı haydut olarak görüyor ve onun muhatap alınmaya değer olmadığını söylüyor.
Maalesef romantik hesaplarla, barış, kardeşlik gibi hayallerle İran içerisinden de yönünü batıya çevirmek isteyen sesler işitiyoruz. ABD ile ilişkileri iyileştirmeye meyledenler vardır. Bunlara demek istiyoruz ki, acaba İmam Hamaney'in Amerika’ya olan düşmanlığı şahsi bir kinden mi kaynaklanıyor? İsrail’e öfkesi Yahudiliğe düşmanlığından mı kaynaklanıyor? Elbette değildir.
İmam’ın açıklamalarında da belirttiği gibi, ilerde farklı gelişmeler olabilir ancak şu an için ABD ile ilişkileri geliştirmek anlamsızdır. Çünkü karşınızda samimi, dürüst, sözünde duran bir muhatap yoktur. Sizi masaya çağırıyorlar, pilotlarına da sizin koordinatlarınızı vererek üzerinize bomba yağdırıyorlar. Devlet gibi hareket eden bir muhatap yok ki ilişkileri sürdürmekten bahsedelim. Sürekli pazılarını gösteriyorlar. Karşılık görmediklerinde acımasızca eziyorlar. Kısaca sadece güçten anlıyorlar, otoriteden anlıyorlar. Eğer Musa’yı (a.s) örnek alarak “tanrı gibi” davranmazsanız ne ahlak ne kural ne de merhamet beklemeyin. Son dönemlerde binlerce somut örneği yaşandı.
ABD ve şımarık çocuğu İsrail, uluslararası ilişkiler çerçevesinde muhatap alınacak bir devlet gibi hareket etmiyorlar. Mafya tarzında davranıyorlar. Bu nedenle, kapınıza dayanıp namusunuzu ve malınızı isteyen bir mafyanın anlayacağı tek dil güç dilidir. Canım kardeşim, dostum gibi güzel sözler ise sadece onların daha da kendini üstün hissetmesine yol açar.












