Kur’ân’da Kelimullah ve Habibullah (11): İnsanlara Hizmet
Tevrat’taki anlatımda Musa’nın (a.s) Medyen Kuyusu başında iken iki kızın yardımına koştuğuna dair sahne geçmemektedir. Kur’ân’da ise onun bu fazileti üzerinde durulmuştur. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Musa (a.s), çok zor ve meşakkatli bir hicret yolculuğu geçirmiştir. Mısırlı birini öldürdükten sonra derhal yola çıkmak zorunda kaldığı için herhangi bir hazırlık yapamamıştı. Yerin baklasından yiyerek Medyen Kuyusuna ulaşmıştı.
Musa (a.s.), günlerce süren zorlu bir yolculuğun ardından kuyu başındaki insanları görünce, normalde ilk arayacağı şeyin yiyecek, içecek veya barınacak bir yer olması beklenirdi. Ancak o, kendisini adeta unutmuşçasına, önce ihtiyaç sahibi iki muhtaç kadının yardımına koştu. Çünkü Kur’an’ın ifadesiyle o, muhsinlerdendi. Üstelik yaptığı yardım karşılığında hiçbir ücret de talep etmedi.
İbadet denilince hemen aklımıza namaz, oruç gibi kul ile Rabbi arasında olan ritüeller gelmektedir. Peygamberlerin hayatında ve onlardan bize aktarılan emir ve tavsiyelerde insanların yardımına koşmanın en büyük ibadetlerden olduğu, hatta kimi zaman birçok ritüelden daha üstün görüldüğü açıkça görülmektedir. Allah rızası için Mümin kardeşinin ihtiyacını gidermenin en büyük ibadet olduğuna dair çok sayıda rivayet vardır. Burada birkaçını zikretmekte fayda vardır.
İmam Sadık (a.s) buyurdu: “Müminin ihtiyacını gidermek; tüm menâsikiyle birlikte kabul olunmuş bin hacdan daha üstündür…”
Resûlullah (s.a.a) buyurdu: “Kim kardeşinin yardımına koşar ve ona faydalı olmaya çalışırsa, Allah yolunda cihad edenlerin sevabını alır.”
Resûlullah (s.a.a) buyurdu: “Kim mümin kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, bütün ömrünce Allah’a ibadet etmiş gibi olur.”
İmam Sâdık (a.s) buyurdu: “Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah Teâlâ Kıyamet Günü onun için yüz bin ihtiyaç giderir; bunların ilki cennettir.”
Peygamber Efendimiz (s.a.a) henüz risaletle görevlendirilmeden önce Hilfu’l-Fudul içerisinde mazlumların imdadına yetişmek için aktif olarak rol almıştır. Musa (a.s) da zulme uğramış bir İbrani’ye yardım ettiği için düzeni bozulmuş, içinde bulunduğu imkânları terk etmek zorunda kalmış ve ancak hicret ederek öldürülmekten kurtulabilmiştir.
Musa (a.s) Medyen Kuyusuna vardığında orada iki kızın hayvanlarını sulamak için yardıma ihtiyaçlarının olduğunu görmüştür. Bu manzaraya duyarsız kalamamıştır. Musa’nın (a.s) haksızlıklar karşısındaki aşırı hassasiyetine dair Kru’ân’da farklı örnekler sunulmuştur. Mesela bir İbrani’ye zulmeden Mısırlıya müdahalesi, Medyen kuyusu başındaki iki kıza yardım etmesi, Kehf suresinde Hızır’ın (a.s) yaptıklarına itiraz etmesi… Kehf suresinde geçen Hızır (a.s) ile karşılaşmasının bir nedeni, sanki Musa’nın (a.s) olaylar karşısındaki aşırı hassasiyetini ulu’l-azm peygamberlere uygun bir kıvama getirmektir. Çünkü o karşılaşmada Musa (a.s) küçük bir çocuğun öldürülmesine sessiz kalmamış, geminin delinmesine de aynı şekilde itiraz etmiştir. Ancak bu eylemlerde onun göremediği bazı hikmetlerin varlığı nazara verilmiştir.
İnsanların yardımına koşmak, mazlumlara yardım etmek, haksızlık karşısında susmamak vb. özellikler her ne kadar istenilen ve ulaşmak için çaba sarfetmemiz gereken üstün ahlaki davranışlar olsa da, Peygamberlik makamında onun tam ölçüsünde olması istenir. Somut bir örnekle anlamaya çalışırsak şöyle diyebiliriz: Bazı malzemelerin yapımında çok hassas ölçüler konulur. Bazen hata payı binde bir bazen milyonda bir bazen de daha düşük olur. Peygamberlerin masumiyetine inanan birisi için, Ulu’l-azm bir peygamberin ahlaklı olması veya olmaması, doğru veya yanlış yapması şeklindeki bir tartışma yersizdir. Masumlara gelen uyarılar günah işledikleri için değil, makamlarının gereği yapılmış uyarılardır.
Peygamberlerin dereceleri vardır. Bir makama uygun olan davranış diğer makam için uygun görülmemektedir. Bunun en açık delili, Kur’ân’ın Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) Yunus (a.s) gibi değil[1], Ulu’l-azm peygamberler gibi sabretmesinin emredilmesidir.[2]
Musa’nın (a.s) kuyu başındaki davranışı örnek olarak sunulmuştur. Musa (a.s), yıkılmaya yüz tutmuş bir duvarı yaptıktan sonra herhangi bir ücret istemeden ayrıldığı için Hızır’a (a.s) itiraz etmişti. Aslında Hızır’ın (a.s) davranışı, onun kuyu başındaki kızlardan ücret istemeden ayrılmasından farklı değildi. Dolayısıyla onun kızlara karşılıksız yardımı övülmüştür.
Musa (a.s) yardım edip kızları evlerine gönderdikten sonra duaya sarılmıştı. “Rabbim! Doğrusu, bana indirdiğin her hayra muhtacım.”[3] Önce sebeplere sarılmış ardından da dua yapmıştır.
Tefsir kaynaklarımıza göre bu duada “yiyecek istemiştir.” İmam Cafer es-Sadık’tan gelen bir rivayete göre; “Musa (a.s.) Rabbine üç defa açlıktan şikâyet etti: Kehf suresinde Hızır’la buluşmaya giderken yanındakine; “Bize yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorulduk.”[4] Yıkılmak üzere olan bir duvarı yaptıktan sonra Hızır’a (a.s) şöyle demiştir: “Bunun karşılığında ücret alırdın.”[5] Bir de Medyen Kuyusunun başında şöyle istemiştir. “Rabbim, doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım.”
Zemahşeri Rebiu’l-Ebrâr adlı eserinde, Ali’den (a.s.) rivayetle şöyle demiştir: “Gerçekten Allah’ın Resulü (s.a.v.) size bir örnek ve dünyanın çirkinliğini ve kötülüklerinin çokluğunu gösteren bir delil olarak yeterdi. Çünkü dünya, ondan faydalarını esirgemiş, yollarını da başkalarına açık hale getirmiştir. Eğer isterseniz buna, Allah ile konuşan Musa'yı da eklerim: “Doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.” Allah’a yemin ederim ki, o, sadece ekmek istiyordu. Çünkü toprağın otlarını yiyordu. Otların yeşilliği, zayıflığı ve etinin incelmesi yüzünden dışarıdan görünebiliyordu.[6]
Yüce Allah (c.c) yeryüzünde ilk evi insanlar için inşa ettirdiğini bildirmesi de ihtiyaç gidermenin önemine işarettir. “Gerçekten de insanlar için kurulan ilk ev, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olan Mekke’dekidir.”[7] “İnsanlar için kurulan ilk mabet” ifadesi, Allah adına ve Allah için yapılan her şeyin O’nun kullarının hizmetinde olması gerektiği gerçeğine işaret eder. Muhammed Bakır es-Sadr’a göre; Yüce Allah'ın “Allah yolunda/fi sebilillah” ifadesindeki “Allah” kelimesini “insanlar” kelimesiyle değiştirirsek anlam değişmez, çünkü Allah'ın yolu insanların yoludur. [8]
İnsanlara Hizmet Etmek Bir Rahmettir
İmam Sadık (a.s.), insanlara hizmet eden onun rahmetini kabul etmiş olur, hizmeti reddeden ise aslında Allah'ın rahmetini reddetmiş olur. O’na göre; mümin birine muhtaç birinin yaklaşması Allah'ın ona gönderdiği bir rahmettir. İhtiyacını giderirse, onu kabul ederek rahmeti kabul etmiş olur. Fakat ihtiyacını gidermeye gücü yettiği hâlde reddederse, Allah'ın kendisine gönderdiği ve mümkün kıldığı rahmeti reddetmiş olur ve bu rahmet kıyamet günü için saklanır.[9]
İnsanlara hizmet etmek, başarının sırrıdır.
İnsanlara hizmet etmek, Allah’ın Musa’ya (a.s.) olan lütfunun yolunu açan ilk eylemdi. Musa (a.s.), Medyen’de Rahuyel’e misafir olmuş ve ardından kızlarından biriyle evlenip koyunlarını otlatmaya başlamıştır.
İnsanların Allah’a en sevimlisi, insanlara en faydalı olanıdır.
İmam Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yaratıklar benim ailemdir ve onların bana en sevimlisi, onlara en şefkatli davranan ve ihtiyaçlarını gidermede en özenli olanlardır.”
İmam Kâzım (a.s) buyurdu: “Amellerinizin sonuncusu, kardeşlerinizin ihtiyaçlarını gidermek ve gücünüz yettiğince onlara iyilik etmek olsun; aksi takdirde amelleriniz kabul edilmez.”
Resûlullah (s.a.a) buyurdu: “Kim bir müminin ihtiyacını giderirse, Allah onun için birçok ihtiyaç giderir; bunların en aşağısı cennettir.”
Kardeşinin ihtiyacını karşılamaktan kaçınanların mahrumiyeti
İmam Sâdık (a.s) buyurdu: “Herhangi bir Müslüman, bir Müslüman kardeşi kendisine bir ihtiyaç için gelir de o bunu karşılamaya gücü yettiği halde geri çevirirse; Allah, Kıyamet Günü onu şiddetli bir azarlamayla azarlayarak şöyle der: “Kardeşin sana bir ihtiyaçla geldi; onun giderilmesini senin eline vermiştim ama sen sevabına rağbet etmeyerek onu geri çevirdin. İzzetime yemin olsun, bugün sen affedilmiş olsan da azap edilmiş olsan da hiçbir ihtiyacına bakmam.”
İmam Sâdık (a.s) buyurdu: “Bir mümin kardeşi ondan zaruri bir ihtiyacını ister de o geniş imkânı olmasına rağmen —ister kendinden ister başkasından— bunu karşılamazsa; Allah onu Kıyamet Günü insanların hesabı bitinceye kadar eli boynuna bağlı olarak haşreder.”
İmam Sâdık (a.s) buyurdu: “Her kim mümin kardeşini yardım edebileceği bir durumda yalnız bırakırsa; Allah da onu dünya ve ahirette yalnız bırakır.”
Kötü İnsanlardan Yardım İstenmemesi
İmam Sâdık (a.s) buyurdu: “Elini dirseğine kadar bir ejderhanın ağzına sokman, malı sonradan olmuş (yeni zengin) birinden ihtiyaç istemenden daha hayırlıdır.”
İmam Bâkır (a.s) buyurdu: “Malı yeni edinmiş birinden ihtiyaç istemenin misali, yılanın ağzındaki bir dirheme benzer; sen ona muhtaçsın ama ondan da bir tehlike üzeresin.”
İmam Zeynü’l-Abidin (a.s): Birinin; “Allah’ım beni kullarından müstağni kıl” şeklinde dua ettiğini duyunca, ona şöyle dedi: “Bu doğru değildir; insanlar insanlara muhtaçtır. Doğrusu şöyle demendir: ‘Allah’ım beni kullarının kötülerinden müstağni kıl.”
İmam Ali (a.s) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Beni kullarının kötü olanlarına muhtaç etme. Bana bir ihtiyaç takdir ettiysen, onu yüzü en güzel, nefsi en cömert, dili en akıcı ve bana karşı minneti en az olan kimseye yönelt.”
Yine Ali’de (a.s) gelen bir rivayete göre: “Allah’ım beni hiçbir kuluna muhtaç etme” dediğimde, Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ey Ali! Böyle deme. Hiç kimse yoktur ki insanlara muhtaç olmasın.” Ben de: “Ey Allah’ın Resulü, peki ne diyeyim?” dedim.
Buyurdu ki: “Şöyle de: “Allah’ım beni kullarının kötü olanlarına muhtaç etme.” Ben sordum: “Ey Allah’ın Resulü! Kimdir kullarının kötüsü?” Buyurdu: “Onlar ki, verdiklerinde minnet ederler; vermediklerinde ise ayıplarlar.”[10] (Veysel Çelik - Hürseda)
[1] Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti. (Kalem, 68/48.)
[2] O halde ey Resulüm! O üstün azim sahipleri olan peygamberler nasıl sabrettilerse, sen de öyle sabret. (Ahkâf, 49/35.)
[3] Kasas, 28/24.
[4] Kehf, 18/62. İlim yolculuğunda açlık çektiği anlaşılıyor.
[5] Kehf, 18/77. Bu ayette üstü kapalı olarak, Ey Musa! Sen de iki kıza yardım ettikten sonra bir ücret istememiştin.
[6] Haşim el-Hüseyni el-Bahrani, Tefsiru’l-Burhan, Kasas, 24. Ayet tefsiri.
[7] Al-i İmran, 3/96.
[8] Mekarim eş-Şirazi, El-Emsel fi Tefsir al-Kur'an, Medresetü'l-İmam Emir el-Mü'minin, Kum, (t.y.), C. 3, S. 601.
[9] Muhammed es-Saduk, Sevabu’l-A’mal, Thk., Muhammed Mehdi el-Seyyid Hasan el-Kharsan, Şerif er-Radi Yayınları, Kum, s. 248.
[10] Rivayetler İçin Bkz., Mîzanu’l-Hikme, -Muhammed el-Reyşehri, C.1. S. 700-704.












