Kur’ân’da Kelimullah ve Habibullah (10): Medyen’e Yolculuk
Musa’nın (a.s) Mısırlının ölümüne sebep olması, hayatında yeni bir sayfanın açılmasına neden olmuştur. Saray hayatı, yerini gurbette sıkıntılı bir çöl hayatına bırakmıştır.
Eski Ahit’e göre Musa’nın (a.s) saray hayatı 40 yıl olduğu gibi Medyen hayatı da 40 yıldır. Ancak Müfessirlerimizin geneline göre, Medyen hayatı 10 yıldır.
Saray hayatı ise tartışmalıdır.[1] Alusi’ye göre İbn Abbas (r.a), Kasas suresi, “(Musa) yiğitlik çağına erişip olgunlaşınca ona ilim ve hüküm verdik.”[2] ayetindeki “eşudde/yiğitlik çağı”nı 18 yaşından 30 yaşına kadar olan dönem için, istevâyı da 30 yaşından 40 yaşına kadar olan dönem için kullanmıştır. “بلَغَ أَشُدَّهُ” (eşüdde ulaşmak), fiziksel gelişimin, yani bedendeki kuvvelerin zirveye ulaştığı nokta.
“الاستواء” (istiva) ise zihinsel ve akli olgunluğun tamamlandığı hâldir.
Dolayısıyla Sabit bir yaş belirleyemeyiz. Çünkü iklim, zaman, bireysel koşullar gibi şeyler sonucu etkiler. Bu nedenle Musa (a.s) hakkında, güvenilir bir nakil (haber) olmadıkça, “şu yaşta eşüdde ulaştı, şu yaşta istiva etti” gibi kesin bir şey söyleyemeyiz.[3]
Alemleri çeşitli şekillerde terbiye eden Rabbimiz, bir kulunu önemli bir göreve hazırlamak istediğinde, onu istihdam edeceği makama uygun şartlarda eğitir. Musa’yı (a.s) saraydan çöle göndermesini, Yusuf’u (a.s) da çölden saraya taşımasını böyle bir hazırlığın parçası olarak okuyabiliriz. Her biri üstleneceği misyona göre farklı süreçlerden geçmiştir.
İsrailoğullarının Firavun’un zulmünden acilen kurtarılması gerekiyordu. Ancak bu sadece bir kurtuluş değil, aynı zamanda zorlu ve uzun soluklu bir inşa sürecinin başlangıcıydı. Yıllarca köle gibi yaşamış bir milletin özgürlüğe adapte olması dahi kolay değildir. Mısır sonrasında İsrailoğullarını kontrol etmek, eğitmek ve en önemlisi onların eziyetlerine katlanmak ciddi bir ön hazırlığı gerektiriyordu.
Sadece Bakara suresinin ilk 100 ayetine baktığımızda, Mısır sonrası sürecin ne kadar meşakkatli olduğunu anlayabiliriz. Musa (a.s), Firavun’un zorbalığını arattıracak eziyetleri İsrailoğullarından görmüştür. Nankörlük, isyan, nisyan, vefasızlık, şikâyet, ilahlaştırma eğilimleri (buzağı meselesi), hep istekte bulunup bir şey vermeye yanaşmama...
Bu nedenle, Allah Teâlâ’nın (c.c) onu Medyen okulunda, çöl hayatına hazırlık sürecine tabi tutması çok anlamlıdır. Saraydaki prenslikten çobanlığa geçişini, sıradan bir geçiş olarak değerlendirmemek gerekir. Hırçın, inatçı, dönek bir kavimle birlikte çölde yaşamadan önce mücadele etmeyi öğrenmesi gerekiyordu.
Musa’nın (a.s) hazırlanması, Mısır’dan Medyen’e yönelmesiyle başlamıştı. Nitekim tefsir kaynaklarımızda anlatıldığına göre, Medyen yolculuğu en az sekiz gün sürmüştür. Üstelik hiçbir yol hazırlığı yapmadan yola çıktığı için karnı sırtına yapışmıştır. Öyle ki vücudunun aşırı zayıflamasından dolayı, dışarıdan bakılınca yediği bir lokma yeşilliğin vücudundaki hareketi görülebiliyordu.
Musa’nın (a.s) kıssası, bize farklı bir bakış açısı kazandırır. İnsanın başına gelen her olay, onu farklı bir göreve, zorlu bir imtihana veya önemli bir misyona hazırlıyor, olabilir. Bugün yaşanan Filistin meselesini bu bakış açısıyla okuduğumuzda iki yıllık ağır bir imtihanın, ilerisi için Filistin halkına çok deneyimler kazandırdığını söyleyebiliriz.
Bugünkü yazımda şu konular üzerinde durmak istiyorum. Mısırlının öldürülmesi sarayda nasıl yankı buldu? Musa (a.s) neden başka yere değil de Medyen’e yöneldi? Medyen’de Şuayb (a.s) yaşıyor muydu?
Mele’nin Firavun üzerindeki etkisi
Musa (a.s), Firavun’un oğlu ve sonrasında varisi olarak değerlendiriliyordu. Ancak bu durum, Kur’ân’ın “Mele’” dediği, saraydaki seçkin yönetici tabakanın hiç hazmedemeyeceği bir durumdu. Üstelik Musa’nın (a.s) geçmişini, yani İbrani olduğunu, Firavun’un katlinden kurtulmak için nehre bırakılan biri olduğunu biliyorlardı. Haliyle Musa’yı (a.s) gözden düşürmek için her türlü entrikaya başvurabilirlerdi.
Mısırlının ölümü, “Mele” için altın tepside sunulmuş bir fırsattı. Hatta, “Ey Musa! dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.”[4] diyen kişinin, ikinci gün kavga eden Mısırlı olduğu da tefsir eserlerimizde zikredilmiştir (Maverdi). Bu durum, olay gerçekleşir gerçekleşmez, Musa’nın (a.s) zaten suçlu ilan edildiğini gösterir. Çünkü Mısırlı öldürüldüğünde kimse Musa’nın (a.s) yaptığını görmemişti.
Kur’ân’ın saray içindeki gelişmelere dikkat çeken ifadesi önemli bir ayrıntıya dikkat çeker. Zira Kitab-ı Mukaddes’e göre Firavun Musa’yı (a.s) öldürmek istemektedir. “Firavun olayı duyunca Musa’yı öldürmek istedi. Ancak Musa Firavun’dan kaçarak Midyan ülkesine gitti ve orada bir kuyunun başına oturdu.”[5] Kur’an’da ise kıptînin ölümünden sonra Musa’yı “öldürün” diyenlerin Mele (saraydaki önde gelen yöneticiler) olduğuna dikkat çeker. “Derken şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi. “Musa, yöneticiler (Mele) seni öldürmek için istişare ediyorlar,” dedi. “Hemen buradan çık, git. Doğrusu ben senin iyiliğini isteyenlerdenim.”[6]
İki anlatımı, uzlaştırabiliriz. Firavun ölüm emrini vermişse de bu kararında önde gelen yönetici kadronun etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Sanki Kur’ân ve Kitab-ı Mukaddes’te olayın farklı iki yanına dikkat çekilmiş olabilir.
Kur’ân’ın saray içindeki siyasi entrikaları incelikle işlediğini anlıyoruz. Firavun bu olayın gündemde kalmasını istememiş olabilir. Çünkü olay; “Firavun’un oğlu İsrailoğullarıyla birleşip bir Mısırlıyı öldürdü” şeklinde okunabileceği için, üstünü örtebilir. Musa (a.s) Medyen’de olduğu süre zarfında, Mısır’da adeta unutulmuş, onca olay yaşanmamış gibi hakkında konuşulmamıştır. Gerek Kitab-ı Mukaddes gerekse Kur’ân’da bu dönemi açıkça anlatan bir ifade yoktur.
Kur’ân’a göre Firavun, sadece halkın uyanmasından korktuğunda, sarayda iman edenlerin çoğalacağından endişe ettiğinde, açıkça Musa’nın öldürülmesini emretmiştir. Firavun dedi ki:
“Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim! O da Rabbine dua etsin. Ben onun, sizin dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.”[7]
Firavun ve adamları her fırsatta Musa’yı (a.s) bozguncu ve fesatçı olarak gösterme çabasındadır. Bu, tüm zorba rejimlerin muhaliflerini şeytanlaştırma ve karalama taktiğidir.
Saraydaki gizli Mü’min
Musa (a.s) kıssasında dikkat çeken diğer önemli bir detay ise, Firavun’un sarayından çıkarak içerideki hareketliliği haber veren gizli bir mü’minin varlığıdır. Kur’ân’da bu kişinin ismi açıkça verilmez, sadece “bir adam” (reculun) olarak anılır. Bu belirsizlik, bizi de olayın içine çekip, onun ne kadar gizli ve tehlikeli bir görevde olduğunu hissetmemizi sağlar.
Adamın Musa’ya (a.s) gelişinin zorluğunu göstermek için Kur’ân’da, “ityân” yerine “câe” (جاء) fiili kullanılmıştır. Arapçada her iki kelime gelmek anlamında kullanılsa da aralarında bazı nüanslar vardır.
“İtyân”, tıpkı suyun akmasında olduğu gibi kolay gelişler için kullanılır. Mesela, Kıyametin gelişinin Allah Teâlâ için kolay bir iş olduğunu göstermek için “etâ Emrullah/Allah’ın emri geldi”[8] denilmiştir.
جاء (câe) ise zorluk ve şiddetle gelen durumlarda kullanılır. Nasr suresinde bahsedilen yardımın ancak zorluklardan sonra geldiğine işaret etmek için “أتى/etâ” yerine “câe” kullanılarak, “İzâ câe nasrullahi/Allah’ın yardımı geldiğinde” denilmiştir. Bir insan zor yoldan gelmişse “etâ” yerine “câe” kullanılır.
Firavun’un sarayı şehrin dışında, korunaklı ve üstelik teyakkuza geçmişken, o müminin şehre gidip Musa ile görüşmesi, saraydaki sırları ona ulaştırması, adeta “kelleyi koltuğa koymak” anlamına gelir. Büyük bir cesaret ve sorumluluk gerektirir. Bu yüzden câe fiili kullanılarak; “ve câe min aksa’l medineti reculun/ Derken şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi.”[9] denilmiştir.
Musa (a.s) gelişmelerden haberdar olur olmaz Medyen’e doğru yola çıkar. Kur’ân’da “فَخَرَجَ مِنْهَا (Feharace minhâ) hemen oradan (şehirden) çıktı.”[10] Buradaki “فَ” harfi, olayın hemen ve derhal gerçekleştiğini ifade eder. Dolayısıyla Musa (a.s), haberi alır almaz herhangi bir hazırlık yapmadan hemen yola koyulur.
Musa (a.s) Medyen’e yönelmiş ve yolu bilmediği için Allah’tan yardım istemiştir. Medyen’i seçmesinin nedeni, o dönemde Firavun’un kontrolünde olmadığı için olabilir. Ayrıca Kitab-ı Mukaddes’teki anlatıma göre akrabalık bağından dolayı o bölgeyi seçmiş olabilir. Çünkü İbrahim’in (a.s) Sâra ve Hacer dışında Ketura adında üçüncü bir karısı daha vardır. “İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Ketura'ydı.”[11]
İbrahim’in (a.s) ketura’dan altı çocuğu olmuştur ve bunların dördüncüsü Midyan’dır. Midyan diğer beş kardeşiyle bu bölgeye yerleşip oranın bir ticaret şehrine dönüşmesini sağlamıştır. Ancak daha sonra bu kavim ticarette aldatma, haksızlığı yaygınlaştırınca Allah (c.c) Şuayb’ı (a.s) peygamber olarak göndermiştir. Peygamberlerini dinlemeyince de müminler kurtulmuş, geri kalanlar ise helak olmuştur.
Medyen’de Musa’yı (a.s) barındıran şahıs hakkında Kur’ân’ın ifadesi, “Şeyhun kebir/yaşlı adam” dır. İsmi açıkça zikredilmemiştir. Yaşlı adamın Şuayb (a.s) olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Sadece Medyen şehrine dayanarak o yaşlı adamın Şuayb (a.s) peygamber olduğunu iddia etmek ilk dönem müfessirler ve Mevdudi gibi birçok çağdaş alime göre doğru değildir. Maddeler halinde gerekçeleri şöyle sıralayabiliriz:
- Şuayb’ın (a.s) o hanımların babası olduğu Kur’ân’da açıkça zikredilebilirdi. Birtakım rivayetlerde ismi geçse de Taberi bu rivayetlerden hiçbirini sahih kabul etmez. Üstelik İbn Abbas (r.a) gibi sahabeler “Yesrûn” gibi başka isimler zikrettiğine göre Şuayb’ın (a.s) adının bizzat Resulullah’tan (s.a.a) rivayet edilmediğini gösterir.
Kitab-ı Mukaddes onu bir yerde Reuel, bir başka Jethro olarak zikreder ve onun Medyen'in Kâhini olduğunu söyler.[12]
Talmud’a göre Reuel, Hz. Musa’nın (a.s) doğumundan önce Firavun’u sık sık ziyaret edip onunla istişare ederdi ve görüşlerinden yararlanırdı. Fakat Firavun’un İsrailoğulları’na karşı zulmünden dolayı uyarınca Firavun’la araları bozuldu. Sonra Reuel Mısır'ı terk edip, kendi ülkesi olan Medyen'e gitti ve artık orada kalıcı olarak yerleşti.[13]
- Kur’ân’a göre Şuayb’ın (a.s) kavmi ticaretle uğraşıyordu. Oysa Yesrûn’un hayatı şehirden ziyade köy yaşamını andırıyordu. Hayvancılıkla uğraşıyordu. Üstelik bir erkek çoban bulamadığı için kızlarının yardımına muhtaçtı.
Bir kavmin başına azap geldikten sonra nasıl düşüşe geçtiğini görmek açısından Medyen örneği incelenebilir. Belli ki Allah’ın (c.c) gazabına uğradıktan sonra zenginliklerini kaybetmişlerdir.
- “Ey halkım! Bana muhalif olmanız sakın sizi Nuh halkının yahut Hûd halkının, veyahut Semûd halkının başına gelen felaketler gibi bir musîbete uğratmasın. Lût kavmi ise zaten uzağınızda değil, bari onların başına gelen felaketten ibret alın!”[14] bu ayette Lut kavminin Şuayb’ın (a.s) kavminden uzak olmadığı, mekân olarak anlaşılabileceği gibi zamansal olarak da anlaşılabilir. Lut (a.s) ise İbrahim (a.s) ile çağdaştır. Musa (a.s) ile İbrahim (a.s) arasında yüzyıllarla ifade edilebilecek uzun bir zaman vardır.
-
Sadece Medyen isminden hareketle veya bazı rivayetlerde Şuayb ismi geçtiğinden hareketle onun peygamber Şuayb (a.s) olduğunu iddia etmenin sağlam bir delil olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü geçmiş toplumlarda salih insanların adını çocuklarına vermek yaygın bir adetti. Mesela Meryem’i (a.s) zina ile itham edenler ona “Ey Harun’un kız kardeşi!”[15] demişlerdir. Halbuki Meryem (a.s) ile Harun (a.s) arasında uzun bir zaman dilimi vardır.
Sonuç olarak, Musa’nın (a.s) kayınpederi “yaşlı adamın” Şuayb (a.s) olduğuna dair tartışmaları bitirebilecek kuvvette delillere sahip değiliz. (Veysel Çelik - Hürseda)
[1] Detaylı görüşler için Maverdi’nin en-Nüket ve’l-ʿUyûn adlı tefsirinin ilgili ayet tefsirine bakılabilir. Eşudde için büluğ çağı, 15, 18, 20, 25, 30, 33, 34 ve 40 yaşı olmak üzere 9 farklı görüş saymıştır. İstevâ için; kuvvelerini dengeli kullanabilme, sakalın çıkması, gençliğin sona ermesi ve 40 yaşı olmak üzere dört farklı görüş zikretmiştir. Bu yüzden Musa’nın (a.s) bedenen yiğitlik çağına ermesi ve aklen de olgunlaşması şeklinde anlaşılması daha uygun görünüyor.
[2] Kasas, 28/14.
[3] Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, Kasas, 28/14. Ayet tefsiri. Eski Ahit'te Musa'nın (a.s) sarayda ve Medyen'de kaç yıl kaldığına dair net bir sürenin verilmemesi, 40 yılın, din alimlerinin bir yorumu olma ihtimalini düşündürmektedir.
[4] Kasas,
[5] Çıkış, 2/15
[6] Kasas, 28/20.
[7] Mümin, 40/26.
[8] Nahl, 16/1.
[9] Kasas, 28/20.
[10] Kasas, 28/21.
[11] Yaratılış, 25/1.
[12] “Jethro, Midyanlı kâhin, Musa’nın kayınpederi, gözledi: Tanrı’nın Musa için ve İsrailoğulları için yaptığı her şeyi; ve Rabbin, İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarıp götürdüğünü.” (Çıkış, 18/1.) “Kadınlar babaları Reuel’in yanına döndüklerinde, babaları, ‘Bugün neden bu kadar çabuk geldiniz?’ diye sordu.” (Mısır’dan Çıkış, 2/18.)
[13] Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’ân, İnsan Yayınları, 2005, IV, 173-174.
[14] Hud, 11/89.
[15] Meryem, 19/28.












