Devenin Cellâlesi 40 Günde Temizleniyor, Ya İnsanın?
Fıkıhta “Cellâl hayvan”, pislik yemeyi alışkanlık haline getiren hayvandır. Ehl-i Beyt kaynaklarına göre ise bu kavram, özellikle insan dışkısını yemeyi alışkanlık edinmiş, eti yenen (deve, koyun, tavuk…) hayvanlar için kullanılır. Bu tür hayvanların eti, sütü ve yumurtası, ancak pisliğin etkilerinin vücuttan tamamen çıktığına kanaat getirilecek kadar bir süre hapsedilip, temiz yemlerle beslendikten sonra caiz hale gelir.
Ehl-i Beyt kaynaklarında cellâle hükmünün yalnızca insan dışkısı yiyen hayvanlara hasredilmesi, günümüz koşullarında yemlere karıştırılan haram katkılar meselesinde esnek bir alan oluşturur. Zira günümüzde hayvan yemlerine domuz türevleri (bağırsak, kemik unu), kan ürünleri veya alkol bazlı maddeler karıştırılabilmektedir. Haliyle bu durum, helallik haramlık tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.
Ehl-i Beyt kynaklarını esas alan fakihler, özellikle kıyâs-ı şebeh ve istikrâî kıyası kabul etmediğinden, haramlığı sadece nass ile belirlenmiş insan pisliğine özgü tutarlar. Buna göre, hayvan başka tür necasetleri yese dahi, bu durum etini veya sütünü haram kılmaz. Sadece hayvanlar değil, sebze ve meyvelerin de necis suyla sulanması sorun oluşturmamaktadır. Tıbben zararlı olmaları dinen haram sayılmalarına sebep kabul edilmez.
Cellâl hayvan konusunda bazı mezhepler, oldukça geniş bir bakış açısına sahiptir. Mesela Mâlikî mezhebi, necasetin türü ne olursa olsun, onun hayvanın etini ne mekruh ne de haram kılmadığını savunur.
Şâfiî ve Hanefî mezhepleri ise orta bir yol tutarlar. Cellâl hayvanın eti ve sütü mekruhtur. Bir hayvanın gerçekten cellâl sayılabilmesi için, yediği pisliğin etine veya sütüne sirayet etmesi, yani kokusunun ya da tadının değişmesi gerekir.
Hanbelîler ise bu konuda en katı yaklaşımı benimser. Onlara göre, hayvanın eti veya sütü değişsin değişmesin, ağırlıklı olarak necasetle beslenen hayvan cellâledir ve etiyle sütü haramdır.
Cellâl hayvanların etinin helal hale gelmesi için, bir temizlenme süresi öngörülür. Hayvan bir süre temiz yemlerle beslenir ve yediği pisliğin etkilerinin tamamen ortadan kalktığına kanaat getirilirse, eti, sütü ve yumurtası tekrar helal olur.
Fıkıh kaynaklarında bu temizlik süresi şu şekilde belirtilmiştir: Deve: 40 gün
İnek: 20 gün
Koyun: 10 gün
Ördek: 5 gün
Tavuk: 3 gün
Bu süreler kesin bir zorunluluk değildir; önemli olan hayvandaki necaset izlerinin tamamen kaybolduğuna kanaat getirilmesidir. Ancak pisliğin sirayet ettiği alan genişledikçe, temizlenme süresinin de doğal olarak uzadığını görebiliyoruz.
Geçmişte insanlar tuvaletlerini genellikle dış mekânlarda, hayvanların bulunduğu alanlarda yaptıkları için cellâl hayvanlar ciddi bir meseleydi. Günümüzde ise bu sorun biçim değiştirerek karşımıza çıkmaktadır. Modern çağda hayvan yemlerine katılan haram veya şüpheli katkılar, birçok fakih tarafından cellâle kapsamına dâhil edilmekte ve dikkatle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Özellikle Hanbeliler için en az hayvanın kesimi kadar önemsenmektedir.
Ancak Ehl-i Beyt kaynaklarını esas alan müçtehitlere göre, bu tür katkılar cellâle kapsamında değerlendirilmez.
Devenin temizlenmesi 40 gün sürüyorsa bireylerin ve toplumların arınması acaba ne kadar sürer?
İnsanların bireysel olarak kısa sürede temizlendiğine dair çok sayıda menkıbelere sahibiz. Peygamber Efendimiz’e (s.a.a) gelip iman eden ve ardından birer muallim olan bedevilere dair elimizde çok sayıda örnek vardır.
Kerbela’da Hür b. Yezid son anda tövbe ederek şehadet şerbetini içebilmiştir.
Kıyamete kadar takip edilecek bir modele dönüşmüştür.
Gençlik yıllarında haydutluk yapan Fudayl bin İyâd, “İman edenlerin kalplerinin Allah’ın zikrine karşı huşu ile yumuşaması zamanı gelmedi mi?”1 ayetini işittikten sonra geçmişine bir sünger çekebilmiş ve Allah’ın (c.c) salih kulları arasına girebilmiştir. Hatta bir ayet dinleyerek geçmişini silenlere dair elimizde çok sayıda örnek vardır.
Ancak her zaman temizlenme bu kadar kısa sürmemiştir. Örneğin Ehli Kitap’tan iman eden bazı Müslümanlar, eski inançlarını kolay kolay atamamışlardır. Bir anda boyacı küpüne sokulup çıkarılmış gibi eski birikimlerini terk edememişlerdir. İsrailiyyatın İslam toplumunda yaygınlaşmasının önemli sebeplerinden birisi de Ehli Kitap’tan Müslüman olanların yaydığı bilgiler olduğu bilinmektedir.
Toplumların temizlenmesi 40 gün yerine bazen 40 yıl bazen de dört asır sürmektedir. Nitekim İsrailoğulları Firavun’un zulmünden kurtulduktan sonra, Tih çölünde 40 yıl boyunca adeta kirleri temizlenene kadar çitilenmişlerdir. Ashab-ı Kehf’in içinde yaşadığı toplumun arınması da yaklaşık dört asır sürmüştür.
Musa (a.s) Mısır’dan çıktıktan sonra kavmini Mukaddes beldeye götürmek istemiştir. Ancak orada cebbâr bir kavim vardı. “Ey kavmim! Allah’ın sizin için yazdığı mukaddes toprağa girin; arkanızı dönmeyin, yoksa ziyana uğrarsınız.”2 Musa’nın (a.s) bu emri, kavmine bulaşmış aşırı korkaklık pisliğini görmesine sebep olmuştur. Onların bu kirle mukaddes beldeye yerleşmeye layık olmadıklarını anlamıştır. Onları Tih Havuzu’na geri çevirmiş ve orada çevirdikçe, farklı ahlaki ve inançsal kirlerini dışarı çıkarmıştır. Mesela kavminin peygamberleriyle nasıl konuşacaklarını bilmeyecek kadar kaba ve görgüsüz olduklarını, kalplerinin henüz buzağıya tapınma şirkinden arınmadığını, aşırı nankör olduklarını keşfetmiştir…
Tih çölü, İsrailoğullarının kirlerinin temizlendiği bir havuza dönüşmüştü. Tıpkı bir havuzda kirli şeyler yıkandığı zaman, her çevrildiğinde suyun üzeri biraz daha kirlendiği gibi İsrailoğulları da Tih Çölü’nde dolaştıkça farklı kirlerinden arınıyorlardı. Nihayetinde, temizlenemeyenler ölerek ayrılmış, diğerleri de kutsal mekanları hak edecek seviyeye gelince artık Tih Çölü’nden çıkabilmişlerdir. Tabii Musa (a.s) ve Harun’un (a.s) ömrü, bu temizlenmiş hali görmeye kifayet etmemiştir. Arınmış toplumu Kutsal topraklara yerleştirmek Yuşa (a.s) peygambere nasip olmuştur.
Bazen temizlenmeye 40 yıl da yetmez. Dört asra yakın zaman sürebilir. Nitekim Ashab-ı Kehf böyledir. Bazen de Nuh’un (a.s) kavmi gibi 950 sene de yetmez ve sonunda helak olarak temizlenebilirler. Bunlar Kuddüs isminin tecellisidir.
Biz ne zaman temizleneceğiz?
İslam ümmetinin son birkaç yüzyıllık perişan hali, son iki yılda daha net görünür hale geldi. Tih Çölü’nde olduğumuzu, kutsal Kudüs davasına sahip çıkacak kadar temiz olmadığımızı açıkça gördük. Elbette Müslümanların ilk defa son birkaç asırda Tih Çölü’ne düştüğünü iddia etmiyorum. Bunun çok eskilere dayanan kökleri vardır. Fakat son derece perişan halimizin net görünmesi açısından son birkaç asır önemlidir. Özellikle de son iki yıl daha da önemlidir.
Müslüman âlimler İslam ümmetinin son dönemlerdeki hastalıklarına teşhis koymak için çok çalıştılar. Yoğun mesai harcadılar ve hâlâ da harcıyorlar. MeselaSaid Nursi, Hutbe-i Şamiye’de altı hastalık ve buna karşılık altı reçete sunmuştur. Bu hutbe üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Şimdi sormak istiyorum; acaba bu hastalıklar dörde veya beşe indi mi? Yoksa 60 veya 70’e mi yükseldi? Bence her geçen gün hastalıkların sayısı arttığı gibi şiddetleri de arttı, adeta kronikleşti.
Son iki yıldaki yakınmalarımız hep şu yönde oldu:
Müslümanlar neden uyuyor?
İslam ülkeleri neden Gazze’ye sahip çıkmıyor?..
Bu yakınmalarla kusuru hep başkalarında gördük. Sorumluluğu başkalarına yükledik. Önemli bir noktayı ihmal ettik. Bunun yerine şöyle dememiz daha uygun olmaz mıydı? Acaba hangi günahım yüzünden Gazzeliler acı çekiyor? Kutsal toprakları bu halimizle hakkediyor muyuz? Allah (c.c), kalpleri bunca kin ve hasetle dolu olan biz Müslümanlara zafer nasip eder mi? Neden nasip etsin ki?
Bize bulaşan kir sadece dünya sevgisi, korkaklık gibi pislikler değildir. Tıpkı İsrailoğulları gibi itikadımızda ciddi şüphelerle boğuşuyoruz.
Son olarak söylemek istediğim, imkânlarımız ve gücümüz sınırlıdır. Ulaşabildiğimiz, yapabildiğimiz işlere yoğunlaşmalıyız. Özellikle arınma konusunu asla ihmal edemeyiz. İbadetimiz, davranışlarımız, konuşma adabımız… savunduğumuz davanın kudsiyetine uygun olmalıdır. (Veysel Çelik - Hürseda)
______________________________________
1 Hadîd, 57/16.
2 Maide, 5/21.












