İbtilâ, İmtihan, Fitne
İnsan, bir yere yerleştiğinde orada kalıcı olmayı, istikrarlı bir yaşam sürdürmeyi ister. Sağlığının daim olmasını, hayatının düz bir çizgide devam etmesini arzular. Dengesini sarsacak, huzurunu bozacak; fakirlik, hastalık, savaş gibi olayların meydana gelmesine ihtimal vermek bile istemez.
Sadece iman ettik demekle serbest bırakılacaklarını zanneden insanların hâli, Kur’ân’ı Kerimde şöyle ifade edilmiştir:
“İnsanlar yalnız “inandık” demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?”[1] Ayetin ifadesi soru formunda olsa da amaç soru sormak değildir. İnsanın denemeye tabi olmama beklentisini beliğ bir üslupla kınamak ve küçümsemektir.
Kur’ân’da insanın imtihan edilmeden bırakılacağını sanması, “hasibe”[2] fiili ile ifade edilmiştir. Bu fiilde, araştırmadan, bilgiye veya tecrübeye dayanmadan, yüzeysel kanaat bildirme anlamı vardır.[3] Adeta şöyle denilmek istenmiştir: İnsan biraz etrafına baksa, hayatın aslında sürekli hareket, iniş ve çıkışlarla dolu olduğunu, hayatın düz çizgide devam etmediğini görecektir.
Konuyla ilgili ayetleri bir arada düşündüğümüzde Kur’ân’ı Kerim; İmtihan ve denenmeyi hayatın değişmez bir kuralı olarak koymuştur. “Biz insanı zorluk arasında yarattık.”[4] der. Doğarken zorlukla doğar, yaşarken sıkıntılarla boğuşur, ölürken acı çeker…
İnançlı inançsız fark etmez, insanlar sürekli elemeden geçeceklerdir.[5] Hatta zafer ve yenilgilerin, yükseliş ve çöküşlerin sürekli yer değiştirdiğine dikkat çekilir. “Eğer (Uhud’da) size bir yara dokunduysa, o kavme de benzeri bir yara (Bedir’de) dokunmuştur. Biz o günleri insanlar arasında döndürür dururuz (bir gün sizin, bir gün onların lehine olacak şekilde).”[6]
İmtihanın neticesinde başaranlar ve başaramayanlar açıkça görülür. “Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah (sınayıp) doğruları bilecek, yalancıları bilecektir.”[7] Burada şöyle bir soru gündeme gelebilir. Allah (c.c) zaten doğrularla yalancıları bilir. Bir sınava tabi tutmasına gerek var mıdır? Bir kırâate dayanarak buradaki bilmenin gösterme, açığa çıkarma, alametle belirleme anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz. Buna göre: Allah doğruları bildirecek, yalancıları bildirecektir.[8]
İmtihan, ibtilâ ve fitne kelimeleri, insanın denenmesi, test edilmesi noktasında ortak bir anlamda buluştuklarına göre Kur’ân’ı Kerimde bazen fitne bazen imtihan bazen de ibtilâ kelimeleri neden kullanılmıştır?
İbtilâ
İbtilâ, belayla denenmektir. Bela ise hem hayır hem de şerle olur.[9] Hem genişlikle hem de darlıkla olur. Bela kelimesinin Türkçedeki anlamı olumsuz olsa da Kur’ân’daki anlamı her zaman olumsuz değildir. Arapçada “belva” kelimesinin bütün türevlerinde, değiştirerek, çevirerek veya döndürerek gözle görülür bir netice elde etme anlamı vardır. Bu yüzden mecazen, imtihan ve deneme için de kullanılır.[10] Çünkü insan, bir hâlden başka bir hâle sokularak durumu ortaya çıkarılır.
İbtilânın fitne ve imtihandan farklılığı, denenmenin farklı şeylerle olduğuna vurgu taşımasıdır. Darlık-genişlik, fakirlik-zenginlik, hastalık-sağlık, savaş-barış, evlat sahibi olma- evlattan mahrum kalma…
İbrahim (a.s) için “ibtelâ”[11] fiili kullanılmıştır. Zira İbrahim (a.s) uzun süren değişik imtihanlardan geçmiştir. Ateşe atılma, hicret, evlattan mahrum kalma, sonra evlat sahibi olma, ardından uzun bir süre sonra kavuştuğu evladının kurban olarak istenmesi, ailesini Mekke’ye yerleştirerek evladıyla bir arada yaşayamaması…
İbtilâ kelimesi eskitmek kelimesiyle yakın anlamlı olduğu için uzun sürme, insanı yıpratma boyutu da vardır.
Fitne
Fitne kelimesi, altın ve gümüşü saflaştırmak için ateşte eritmektir. Böylece işe yaramaz maddelerden ayıklanmış olur. Bir şeye fitne denilebilmesi için iki vasfı barındırması gerekir. Huzursuzlukla birlikte düzensizlik hâli.[12]
İnsanların düzenini bozan, hayatında sarsıntılar meydana getiren, ateşle azap gibi ağır ve tehlikeli sınavlar için fitne kelimesi kullanılır. Nitekim Burûc süresinde anlatılan Ashab-ı Uhdud’un Müminleri ateşe atmaları fitne kelimesiyle ifade edilmiştir.[13]
İmtihan
Dikkatli ve derinlemesine bir incelemeyle elde edilecek deneyimler için kullanılır. “Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan ediniz.”[14] Sorgulayarak, ince ayrıntılarla deneyip durumu ortaya çıkarma anlamı öne çıkmaktadır. Hucurât Suresinin ilk ayetlerinde; Müminlerin Peygamberin (s.a.a) önüne geçmemeleri, Peygamberin (s.a.a) huzurunda seslerini yükseltmemeleri, kendi aralarında konuştukları şekilde peygamberle konuşmamaları gerektiği gibi dikkat isteyen, hassas ahlak kurallarına uyulmasının talep edilmesi, Müminlerin kalplerini takvaya hazırlamak için olduğu bildirilmiştir.
“Ve şüphe yok ki, Allah’ın Peygamberi huzurunda seslerini kısanlar öyle kimselerdir ki, Allah Teâlâ onların kalplerini takvâ için imtihan etmiştir, onlar için bir mağfiret ve pek büyük bir mükâfat vardır.[15] Ayette dikkat çeken önemli bir nokta şudur. İmtihanın hedefinin takvanın kalplere yerleşmesi olarak sunulmasıdır. Çünkü takva bir ödül olup, onu temizlenmiş ve arınmış kalpler kazanabilir.
Kur’ân’daki fitne, ibtilâ ve imtihan kelimeleri; kulların denenmesi noktasında birleşmekle birlikte, sınavın yapılış biçimi açısından farklı yönleri öne çıkarır. Bazı sınavlar bir çeşittir. Sadece test sınavından ibarettir. Bazıları da test, sözlü, uygulamalı olmak üzere çok aşamalıdır. Kelimelerdeki nüanslar, kalitemizi net biçimde ortaya koyuncaya kadar didik didik edilerek denemelerden geçeceğimizi gösterir. Mesela yokluk sınavını başaranlar varlık sınavını kaybedebilir, cesaret testinden başarılı olan şehvet testinde kalabilir…
Fitnede, sınavın sarsıcı, düzeni bozacak ve şiddetli bir şekilde gerçekleşmesi vurgulanır.
İbtilâda, sınavın farklı şekillerde yapılması ön plandadır. Bazen yoklukla bazen varlıkla, bazen zorlukla bazen de kolaylıkla denenmek söz konusudur. Hayatın her alanında denemenin devam ettiği ön plana çıkarılmak istendiğinde fitne kelimesi tercih edilir.
İmtihan ise derinlemesine bir araştırma sonucu insanın durumunun ortaya çıkarılma durumunda kullanılır. Özellikle insanın kalbindekileri ortaya çıkaracak denemelerin olduğu durumlarda “imtihan” kelimesi kullanılır. (Veysel Çelik - Hürseda)
[1] Ankebut, 29/2.
[2] “Sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden, cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?” (Bakara, 2/214); “Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan, cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmrân, 3/142); “Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenlerle Allah'tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız?” (Tevbe, 9/16).
[3] Hasan el-Mustafavî, et-Tahkîk fî Kelimâti’l-Kur’âni’l-Kerîm, Tahran, 1385, II, 248.
[4] Beled, 90/4.
[5] “Gerek mallarınızda gerek canlarınızda mutlaka imtihana tâbi tutulacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilen Yahudi ve Hıristiyanlardan ve bir de müşriklerden sizi inciten birçok söz işiteceksiniz. Ama siz sabreder ve günahlardan korunursanız, muhakkak ki bu davranış, yapılacak işlerin en değerlisidir.” (Ali İmrân, 3/186.)
[6] Ali İmrân, 3/140.
[7] Ankebut, 29/2.
[8] https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=29&ayet=3, Süleyman Ateş Meali dipnot.
[9] “Biz sizi sınamak için şerre de hayra da müptela kılıyoruz.” (Enbiya, 21/35.)
[10] el-Mustafavî, et-Tahkîk fî Kelimâti’l-Kur’âni’l-Kerîm, I, 362.
[11] “Hatırlayın ki; Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle (emirleriyle) imtihan etti, onları tam olarak yerine getirince ona: “Ben seni insanlara imam yapacağım” buyurdu.” (Bakara, 2/124.)
[12] el-Mustafavî, et-Tahkîk fî Kelimâti’l-Kur’âni’l-Kerîm, IX, 23.
[13] Burûc, 85/10.
[14] Mumtehine, 60/10.
[15] Hucurât, 49/3.












