Irak Ulemasından Şikayet Var!
Ayetullah Seyyid Hâdi el-Müderrisî yaklaşık bir ay önce yaptığı video konuşmasında, Irak’ı büyük tehlikelerin beklediğini söyledi. Musul üzerinden, Türkiye’nin desteğiyle Irak halkına yönelik bazı planların yürütüldüğünü ifade etti. Erdoğan’ın rolünü Saddam’ın rolüne benzeten Müderrisî, Saddam döneminde yüzlerce âlimin ve binlerce kadın ile erkeğin katledildiğini hatırlattı. Tüm bu adımların nihai hedefinin Bağdat’a ulaşmak olduğunu ileri sürdü.[1]
Elbette Türkiye’nin Irak’a dair kapalı kapılar ardında yürüttüğü planlara vakıf olmam mümkün değildir. Hükümetin gizli müzakerelerine ilişkin ayrıntılara sahip değilim. Ancak İran, Irak, Bahreyn, Kuveyt, Lübnan ve Yemen’de yayın yapan Şii âlimleri yakından takip ediyorum. Bunun yanında Türkiye’de ilahiyat alanında yapılan çalışmaları da imkânım oldukça takip etmeye gayret ediyorum. Dolayısıyla değerlendirmelerimin bu kaynaklara dayandığının bilinmesini isterim.
Yanı başımızdaki bir ülkedeki âlimin Türkiye’nin politikalarından rahatsızlık duyması hem din kardeşliği açısından hem de bir vatandaş olarak hepimizi üzen bir durumdur. Üstelik şikâyetçi olan zatın, zararımızı istediğine dair en ufak bir emare bulunmayan bir âlim olması, üzüntümüzü daha da artırmaktadır. Takip edebildiğim kadarıyla —İngiliz Şiileri ve sürekli lanet okumaya meraklı marjinal gruplar hariç— Şii ulemanın büyük çoğunluğunun komşu ülkelerdeki Müslümanlar için iyilik ve hayırdan başka bir amaç taşımadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Çözüm odaklı yaklaşımlarında en ufak bir tereddüt görmedim.
Irak ulemasının ve genel olarak Şii âlimlerin rahatsız edilmesi, bana TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın “İran’ı rahatsız etmemiz gerekir” şeklindeki açıklamasını hatırlatıyor. Onca tartışmaya rağmen hükümetin kendisini görevden almaması, bu yaklaşımın zımnen onaylandığı izlenimini vermektedir.
Peki, madem Şii ulema bizim kötülüğümüzü istemiyor, neden ülkemizi yönetenler Irak ulemasını rahatsız edecek adımlar atıyor olabilir? Müderrisî’ye göre bunun temel nedeni, Irak’ta Şiilerin hâkim olmasını hazmedememektir. Bana göre de bu, tek sebep olmasa bile, en önemli etkenlerden biridir. Şiileri yeterli görmeme, onlara üstten bakma, âlimlerini yok sayma tavrı maalesef bazı çevrelerde yaygındır.
Irak’ın Şiiler tarafından yönetilmesi hem demokrasinin hem de tarihî gerçeklerin doğal bir sonucudur. Irak’ta Şiiler nüfus olarak çoğunluktadır ve yönetimin onlarda olması son derece makuldür. Şiilerin Irak’la güçlü tarihî ve manevi bağları vardır; kutsallarının önemli bir kısmı oradadır. Üstelik Irak toprakları için en ağır bedeli ödeyenler yine Şiilerdir: yüzlerce âlimi, binlerce masum insanı feda etmişlerdir. Bu durumda, yönetimin onlarda olmasını yadırgamak neden?
Türkiye’deki ilahiyatçıların ve medrese âlimlerinin çoğunun Şii ulemanın çalışmalarını yeterince dikkate almaması, onları görmezden gelmesi ve eserlerine kaynakçalarında bile yer vermeye tenezzül etmemesi dikkat çekici bir durumdur. Zira Şii araştırmalarının sahada tanınması, belki de birçok akademisyenin çalışmalarını üzerine bina ettiği temelleri sarsacaktır. Bu yüzleşmeye herkes cesaret edemiyor. Mesela 80 ciltlik “Tesnim fi Tefsiri’l-Kur’ân” adlı eserin yazarı Cevad Âmulî’nin Türkiye’de tanıtıldığını ve konferanslara davet edildiğini düşünün; nasıl bir etkisi olurdu?
Şii ulema birkaç açıdan belirgin şekilde ayrılmaktadır:
Din ilimlerinin herhangi bir alanında uzmanlaşsalar bile mantık, felsefe ve usul ilimlerinde mutlaka ileri bir birikime sahiptirler.
Çağdaş felsefe çalışmalarını yakından takip ederler.
İlmî birikimleri kadar ahlâkî duruşlarıyla da temayüz ederler; ilimleriyle amel etmeyi esas alırlar.
Niyetlerinde hasbilik baskındır; yaptıkları işlerin temelinde Allah rızası vardır.
Bence siyasi rahatsızlıkların önemli bir kısmı bu nitelik farklarından kaynaklanmaktadır. Irak’taki gelişmeler, Türkiye’deki mevcut iktidarın dinî değerleri araçsallaştırdığı noktaları görünür kılıyor. Buna karşılık Şii ulema, dinin hedefe ulaşmak için kullanılacak bir araç olmadığını hem söylem hem fiiliyatla göstermektedir. Bunun en somut örneklerinden biri Erbâin yürüyüşleridir.
Her yıl en az 20 milyon insanın Irak’a gittiği bu ziyaret, turizm açısından değerlendirildiğinde devasa bir gelir kaynağı anlamına gelir. Türkiye’ye böyle bir ziyaretçi akışı olsa, bölgede dev oteller, lüks tesisler ve ticari yapılar yükselirdi. Irak ise ne yapıyor? Yeme-içme ve barınmayı ücretsiz sunuyor. Neden? Ehl-i Beyt’in ziyaretçilerine ikram olsun diye. Misafirperverliklerini tüm dünyaya göstermek için.
Irak hükümeti sadece kişi başı 100 dolar ücret alsa ki, herkes memnuniyetle öder, yılda 2 milyar dolar gelir elde ederdi. Ancak halkın Türkiye’den daha yoksul olmasına rağmen böyle bir kazanca tenezzül etmediler.
Irak bana göre Ehl-i Beyt değerlerinin sahneye konduğu bir alandır. Tarihleri orada, gelecekleri orada, kutsalları oradadır. ABD ve müttefiklerinin Ehl-i Beyt mensuplarından rahatsız olmaları şaşırtıcı değildir; elbette Irak için çeşitli planlar yapmaları beklenir. Acı olan ise Türkiye, Suriye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin bu planlarda zaman zaman rol almalarıdır. Son dönemde Trump’ın bu ülkelere yaptığı jestlerin karşılığında ne beklediği de böylece daha net görünmektedir. (Veysel Çelik - Hürseda)
[1] https://www.youtube.com/watch?v=ZQUn-dezBMg&list=PPSV&t=1s












